SDG’de son dokunuşu Ankara mı yaptı?
SDG’de son dokunuşu Ankara mı yaptı?
İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur Üssü’ne saldırısı üzerine “Bu saldırılar süreci belki yavaşlatır ama durduramaz” diye yazmıştım. Saldırının dumanı tüterken, İsrail’in akıntıya karşı kürek çektiğini gösteren önemli gelişmeler oldu. Suriye teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarıldı. SDG kendisini feshetti. Beyrut ve Şam arasında dikkatlerden kaçan önemli bir uzlaşıya varıldı. Bunların hepsini konuşacağız ancak önce İsrail içinde yapılan bir tartışmayı anlatmam gerekiyor.
Netanyahu’nun seçim ayarlı Ebu Zuhur saldırısı İsrail kurumsal kapasitesiyle ilgili önemli bir tartışma başlattı. Trump’ın elçisi T. Barrack’ın “İsrail kurumları arasında koordinasyon eksikliği olabileceği” vurgusu Tel Aviv’de aşağılayıcı bir çıkış olarak yorumlandı. “Birbirlerinden haberi yok” demekti bu. İsrail Savunma Bakanı Katz, bu saldırıyı İsrail ordusunun istediğini söylerken, “içeriden” basına konuşan askeri yetkililer savunma bakanını yalanladı.
Artık çok sayıda aktörün kabul ettiği gerçek şudur: Netanyahu, şov ve oy uğruna İsrail kurumsal yapısını by-pass etmekte, ordusunu “NATO’nun ikinci büyük ordusuyla” (TSK) karşı karşıya getirmekte, ülkeyi stratejik kazanım elde edemediği çok sayıda çatışmaya sokmakta, ABD ile arasında açılan makası büyütmektedir (ABD’deki İsrail lobisi Thomas Barrack’ı hedef alırken, Trump sosyal medya paylaşımlarıyla elçisine destek oldu. Yani dedi ki… “Barrack benim adıma konuşuyor.”)
GÜVENLİK BÜROKRASİSİ HOMURDANMAYA BAŞLADI
Bu tablonun İsrail’de alarm zilleri çalmasına yol açtığı yapılan analizlerden anlaşılıyor. İsrail medyasında Türkiye’ye parmak sallayan ifadelere bakmayın. İçeride ciddi bir tartışma var. Üstelik bu tartışma İsrail güvenlik ağıyla bağlantılı kurum ve kuruluşlara da yansımış durumda.
Bir örnek,........
