menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir arka plan bilgisi: SDG’de çözülme başladı

40 9
09.01.2026

Tam bir ay önce en çok merak ettiğim konulardan biri şuydu: SDG’ye entegrasyon için verilen süre yıl sonunda dolacaktı. Ancak eylül-ekim’e yapılan görüşmeler,

İsrail’in kasım ayında bölgesel gerilimi artırma kararı

nedeniyle kesilmişti. SDG, İsrail’in kayığına binmişti. O halde süre bittiğinde, ne olacaktı? Yaralarını sarmaya çalışan Şam yönetimi askeri yönteme başvuracak mıydı? Yoksa süreci zamana mı yayacaktı?


Bu soruların yanıtlarını almak için bölgeyi yakından izleyen bir kaynağımla buluşmuştum. Ona göre, ne Ankara ne de Şam bölgede yeni bir gerilim istiyordu. Uluslararası meşruiyetini kazanan yeni Suriye yönetiminin önceliği ülkeyi toparlamaktı. Bölgenin huzuru için ortada büyük bir fırsat vardı. Türkiye, ABD ve Suriye (Şara’nın Washington ziyareti sırasında,

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın

da katılımıyla)

Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda anlaşmıştı

. Üstelik gelişmelerin Ankara’nın üzerinde titrediği Terörsüz Türkiye sürecini olumlu ya da olumsuz etkileme potansiyeli de vardı.


Ancak SDG bırakın askeri entegrasyonu,

meseleyi federasyon tartışmasına taşımıştı

. Ülke içindeki diğer grupları da negatif etkiliyordu. SDG, İsrail’le haftalık görüşme yapıyor,

alacağı destek karşılığında “Davut Koridoru” sözü veriyordu

(Bakınız;

İsrail’le Haftalık Görüşme Yapıyorlar

, 16 Aralık). Açıkçası bu parçalanma anlamına gelecekti. Buna ne Şam ne de Ankara izin verebilirdi.


İKİ AŞAMALI STRATEJİ

“O halde ne olacak?” sorusuna kaynağım net bir yanıt vermemişti. Ancak yaptığımız beyin fırtınasıyla kafamda bir analiz şekillenmişti. Buna göre, müzakereler sonuçsuz kalabilir,

SDG, İsrail’den aldığı cesaretle provokasyonlara girişebilir

, bu da Şam için

meşru müdafaa hakkı

doğururdu. Bu provokasyonlara verilecek yanıt iki aşamadan........

© Yeni Şafak