Ruanda’dan Filistin’e: Daha adil bir dünya mümkün mü?
Ruanda’dan Filistin’e: Daha adil bir dünya mümkün mü?
Güveni yeniden inşa etmek, dönüşümü yönetmek ve herkes için sonuç (fayda) üreten bir Birleşmiş Milletler temaları bu yılki BM’nin ana gündemi. Peki neden güvenin tesisi ve herkes için sonuç üretme başlıkları manşete çekildi ve bu tür bir beklenti hasıl oldu? Diğer bir ifade ile mevcut uluslararası sistem ve kurumlar neden ve hangi saiklerle herkes için anlamlı sonuçlar üretememektedir? Hangi gerekçeler uzunca süredir uluslararası kurumların işlev ve itibarını tartışmaya açarak güven ile ilgili bir soruna neden oldular?
Trump’ın iktidarı ile birlikte daha fazla tartışılan uluslararası kurumların işlevi konusu, revizyonist politikalar ile yeni bir patikaya evrildi. Çıplak güç üzerinden ilerleyen ve kuralları ihlal eden bu tarz, Trump’ın şahsında mücessem hale geldi ve uluslararası kurumlar önemli ölçüde paranteze alındı. 7 Ekim sonrasında Gazze üzerinden çokça deneyimlenen bu konu, son dönemde Venezuela ve Grönland gibi konularla çok daha fazla tartışmaya açılmış ve mevcut sistemin işlevi ve işlerliği üzerine epeyce bir külliyat oluşmuştur. Bu külliyatın BM nezdinde reform tekliflerine kapı araladığı ve uluslararası kurumların dönüşümüne dair reçeteler sunduğu da görülmektedir. Pratikte ne kadar karşılık bulacağı sorusu bir kenara, mevcut tekliflerin içerik ve mahiyeti, aslında içinde bulunduğumuz krizi de gözler önüne sermektedir.
Birleşmiş Milletlerin (BM) ihdası ve ana omurgalarına bakıldığında, mevcut durum çok daha net biçimde anlaşılmaktadır. Birinci Cihan Harbi’nin ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Milletler Cemiyetinin 2. Cihan........
