Axel Springer ve kötülüğün rutinleşmesine bir tepki
Hannah Arendt’in, Nasyonal Sosyalizmin yarattığı bürokrat tipolojisini karakterize etmek için kullandığı “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, Nazi Almanya’sındaki eylemlerin motivasyonu ve niteliğine dair önemli bir çerçeve sunuyor. Saf kötülüğün hiyerarşik bir düzlemde nasıl sıradanlaştığı ve herhangi bir itiraz olmadan kabul edildiği gerçeği, Arendt’in Eichman’ın yargılanması esnasında edindiği izlenimdi. Eichman bir Nazi subayı olarak Holokostun icrasında kendisine tevdi edilen görevleri yerine getiren ve bunları herhangi bir biçimde sorgulamayan bir itaat zincirinin parçası idi. İşleyen bir mekanizmanın dişlisi olarak işlevselleştirilen Eichman, Nazilerin bütününe teşmil edecek bir performansın mücessem hali idi.
Dolayısıyla dışarıdan bakıldığında geniş kitleler için saf kötülük olarak tanımlanacak bir durum Nazi bürokrasisinde sıradan bir iş planı olarak görülmekte ve bu plan kusursuz biçimde işletilmektedir. Eichman’ın yargılanmasını yerinde takip eden Arendt’in çizdiği tipoloji, on yıllar sonra farklı suretlerde karşımıza çıkmakta ve benzer bir performansı sergilemeye istekli aktörler eliyle gündemimize girmektedir.
Bugün İsrail adına siyasetten bürokrasiye, ekonomiden medyaya kadar geniş bir düzleme yayılan bir soykırım destekçiliği dikkat çekmektedir. Nazilerin Holokosttaki hikayesini Filistinliler üzerinden yeniden üreten İsrail, sadece devlet kapasitesi üzerinden değil özel alana da sirayet eden uzantıları ile kötülüğü sıradanlaştırmaktadır. Bu durumun en açık biçimde gözlemlenebileceği mecralardan biri de İsrail lobisinin etki ettiği medya organları. 7 Ekim sonrasında İsrail’e verdikleri kayıtsız şartsız destekleri ile açığa düşen birçok medya kurumu, bu konuda geri atmak bir kenara bu ilişkiyi katı biçimde sergilemekte ve kendi çalışanlarını da bu duruma........
