menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tatlı bir Şam akşamı

82 0
22.07.2026

Uzun ve yorucu hastalıklar geçiren bir yakınınızın adım adım iyileştiğini gördüğünüzde ne hissederseniz, ben de Şâm-ı Şerîf’e her gidişimde aynı hislerle doluyorum. 2024’ün son günlerinden itibaren bir ayağım sürekli orada ve her seferinde istikbale dair umutlarım artmış olarak İstanbul’a dönüyorum. Geçtiğimiz cumayla pazartesi arasında (17-20 Temmuz) dört dostumuzla birlikte gerçekleştirdiğim seyahat de bu şekildeydi, hamd olsun. Anlatacak çok şey var, ama bu yazıyı güzel bir tevafukun üzerine bina edeceğim.

Cuma namazımızı Emevî Camii’nin o asude atmosferinde eda ettikten sonra şehir içinde bazı noktalara keşif ziyaretleri yaptık. Yol arkadaşlarımdan ikisi Düzce Üniversitesi’nde İslâmî ilimler hocasıydı: Muhammed Sâdık Özbek ve Necmettin Salih Ekiz. Bir diğeri -Ömer Şerif Şirin- Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii imamıydı. Dördüncümüz ise, her anlamda Suriye’yle hemhal olan Marmara İlahiyat öğrencisi Yusuf Dursun kardeşimdi. Şehirde dolaşırken, Yusuf telefonuna gelen bir mesajı okuyup “Mucîr Hoca bu akşam Zeynelâbidîn Camii’nde ders verecekmiş” deyince, hep beraber programımızı oraya odakladık. İkindiyi müteakiben, Bâbu’s-Sağîr Kabristanı’ndan geçerek Meydân semtindeki camiye ulaştık. Muhammed Mucîr el-Hatîb el-Hasenî Hocamızın hadis dersi, akşam-yatsı arasındaydı.

Hz. Peygamber’in büyük torunu Hz. Hasan’ın soyundan gelen Hatîb ailesi, 1750 yılı civarında Hicaz’dan Şam’a intikal ederek, sur içinin tarihî........

© Yeni Şafak