Yalnızım dostlarım, yalnızım yalnız...
Yalnızlık, kimsenin dırdırını çekmediğiniz o muazzam özgürlük ile ocağa tek kişilik makarna suyu koyarken duyulan o derin boşluğun tam ortasındaki hayatta kalma sanatıdır. Aslında modern bir aristokrat gibi davranmaya çalışıyoruz ama gerçek şu ki, Tabii ekranında 45 dakika boyunca hiçbir şeyi beğenmeyip en sonunda uyuyakalıyoruz.
Türkiye ekonomisinde yalnız yaşamak, adeta “bekâra karı boşamak kolay” atasözünü, “bekâra paket küçültmek pahalı” gerçeğine dönüştürmüş durumda.
Marketteki aile boyu indirimlerine bakıp, “Bunu alsam yarısını küflenmeden bitiremem, alsam israf, almasam kazıklanıyorum” diyerek raf önünde kriz geçirmek, yalnızlığın en saf ironisidir aslında.
Türkiye’de yalnızlık bir ara durak mı yoksa kalıcı bir adres mi sorusunun yanıtı Areda Piar’ın Yalnızların Marka araştırmasında karşılık buluyor.
İş koşulları, bireysel yaşam beklentisi ve evlilik yaşının yükselmesi gibi nedenlerle bir zamanlar geçici bir evre diye tanımlanan yalnız yaşama hali, bugün belki bir tercih belki de bir zorunluluk… ama günün sonunda bir yaşam biçimine dönüşüyor.
Araştırmaya göre yalnız yaşayanların C,3’ü bazen yalnızlık hissederken, V,7’si huzur, özgürlük ve konfor gibi pozitif duygularla bu durumu tanımlıyor. Başlangıçta kulağa hoş gelse de ister öğrenci olsun ister bekar ister altmış beş plus yalnızlık hem seviliyor hem de taşıması gittikçe güç hale geliyor. Kontrollü bir özgürlük alanına dönüşen yalnızlık, kimsenin karışmadığı, kimsenin hesap sormadığı bir hayat gibi görünse de duygusal ve ekonomik maliyeti olan ince bir faturayı kabartıyor. Yetmiyor, seçilmiş yalnızlık ile hissedilen yalnızlık arasındaki gerilimi de tırmandırıyor.
SESSİZLİKLE MÜCADELE
Sessizliğe........
