“Mutlu ol, bu bir emirdir”
TÜİK tarafından açıklanan son Tüketici Güven Endeksi ve Yaşam Memnuniyeti Araştırması verileri, Türkiye’nin mevcut sosyo-ekonomik ruh hâline dair dikkat çekici bir paradoks sunuyor. Ekonomik göstergeler kırılgan, enflasyon algısı yüksek, tüketim davranışı korunma refleksiyle şekilleniyor. Buna rağmen biz fakirler, hayatın küçük alanlarında denge kurarak sistemin yarattığı baskıyı yumuşatmaya çalışıyoruz.
Tüketici güveni 85,7. Yani ekonomiye güven yok. Toplum “kriz algısından” tamamen çıkmış değil ama şok evresinden alışma evresine geçmiş durumda. Bu bir normalleşme psikolojisi olarak değerlendirilebilir belki ama insanlar krizi artık olağan kabul ediyor ve davranışlarını buna göre ayarlıyor.
Gelecek 12 ay için genel ekonomik beklenti 81,4.
Ülkenin en önemli sorunu 1,3 ile hayat pahalılığı.
Yoksulluk ve eğitim kaygısı artıyor.
Yani bugünden şikâyet, yarından endişe var.
Ve bütün bunların ortasında mutluluk oranı S’ü aşıyor.
Bu, ekonomik istikrar sağlanmadan önce bile toplumun psikolojik dayanıklılığının var olduğunu gösteriyor. Bir ülke aynı anda hem şikayetçi hem mutlu olabilir mi? Türkiye olabiliyor.
Hatta bunu olimpik branş yapsak, altın madalya garanti.
DEĞİŞİK BİR RUH HÂLİ
Hayat pahalılığı artık ekonomik bir olgu olmaktan çıkarak, bir alışkanlığa, hatta garip bir biçimde içselleştirilmiş bir ruh hâline dönüşmüş durumda. Enflasyon sadece cebimizi değil, zaman algımızı da bozuyor. Takvim yaprakları değil, fiyat etiketleri değiştikçe gelecek planlarımız da otomatik güncelleniyor.
Bu yüzden dayanıklı tüketim harcama düşüncesi 103,2.
Yani insanlar........
