Yourcenar’ın rüyası: Kaderin içsel dili
Bu köşede yayımlanan ilgili yazılarımızda hayal, onun kipi olarak rüya ve hakikate edebiyat esasında Kavuklu’nun perspektifinden bakmaya çalıştık. Şimdi bu konuya bir de Pîşekâr cihetinden bakmamız gerekiyor.
Güçlü bir maneviyata ve metafizik hassasiyete sahip olmakla birlikte, eserlerinde belirli bir dinî aidiyetten çok, evrensel ve sentezci bir düşünce ufku içinde özgün üslupla duran ve onları tarih, mitoloji, insan doğası ve varoluş gibi temaları derin bir felsefî bakışla ele alarak klasikle moderni buluşturan, böylece edebiyat tarihinde kalıcı bir yer edinen Marguerite Yourcenar’ın (1903–1987) Rüya ve Kader (Trc.: Roza Hakmen, YKY, İstanbul 2008) adlı kitabındaki yaklaşımlarını mezkur bağlamda iletmek istiyorum.
Rüyaları yalnızca psikolojik bir malzeme ya da sembolik bir oyun alanı olarak görmeyen Yourcenar için rüyaların her biri, bireysel varoluşun kendine özgü bir alaşımıdır. Buna tabi olarak Rüya ve Kader adlı kitabında anlattığı rüyalar, herhangi bir rüya külliyatı oluşturma niyetinin değil, tek bir bilincin zaman içinde kendine dönerek kaydettiği iç deneyimlerin ürünüdür. Çünkü Yourcenar’a göre rüya, tesadüfi imgelerin geçidi değil; insanın kendi kaderiyle karşılaştığı en mahrem sahadır.
Yourcenar’ın rüya dünyası, dağınık ve gelip geçici görüntülerden değil, tekrar eden temalardan, hatta “çevrimler”den oluşur. Hatıra, korku, arayış, ölüm, kutsal mekân ve aşk gibi… belirli bölgeler, onun rüya evreninde süreklilik kazanır. Bu yönüyle rüyalar, onun iç dünyasında bir coğrafya gibi düzenlenir: Her........
