Mizan sanatta ruhsallığın zeminidir
Mizan sanatta ruhsallığın zeminidir
Bir önceki yazımızda, Kandinsky’nin, görünür nesnenin egemenliğinden kurtulmak için soyutlamaya yöneldiğini, İslamî nazarın ise görünür nesnenin egemenliğini sorgularken zorunlu olarak soyutlamayı teklif etmediğini belirtmiştik.
Çünkü İslâm esasında mesele, nesneyi görünür dünyadan uzaklaştırmak değil, görüneni hakikatin tamamı saymayan bir nazar geliştirmektir.
Öte yandan Kandinsky’nin sanatçısı, nesnenin dış görünüşünden özgürleşerek ruhsal / içsel bir sanat dili arar. Bizim nazar anlayışımız ise sûretin içinde kalırken sûretin kendisinde tükenmemeyi araştırır ki, ilk karşılaşma da burada başlar: Kandinsky’de nesnenin temsilinden özgürleşme esas iken, nazarın nizamı’nda görünürün mutlaklaştırılmasından özgürleşme esastır. Bu iki hareket birbirine belli benzerlikle temas ederlerse de asla aynı hareket değildirler.
Zikrettiğimiz gibi “Ruhsal Zorunluluk İlkesi” Kandinsky’nin sanat nazariyatının merkezidir ve bu ilke sanatçının keyfî tercihiyle açıklanamaz.
Kandinsky bu zorunluluğu üç unsurla ilişkilendirir: 1- Sanatçının kendisine mahsus şahsiyeti; 2- Sanatçının yaşadığı çağın ruhu ve üslubu; 3- Çağları ve şahsiyetleri aşan saf sanat unsuru…
İlk iki unsur tarihsel ve ferdîdir. Üçüncüsü ise Kandinsky’nin düşüncesinde daha kalıcı, nesnel ve evrensel bir mahiyet taşır. Böylece sanatçı hem kendi şahsiyetinin hem çağının çocuğudur; fakat gerçek sanat bunların ötesinde bir imkâna da sahiptir ve bu yaklaşım, sanatçının yalnız kendi psikolojisini dışa vurduğu kabulünden daha kapsamlıdır.
Burada........
