Atımı kaybetmedim, sadece onunla ilgili sizin düşündüğünüz gibi düşünmüyorum
Atımı kaybetmedim, sadece onunla ilgili sizin düşündüğünüz gibi düşünmüyorum
O oyunu oynamayı bilmediğimi zannediyorsunuz. O koşuyu yapmayı, o pası atmayı, o topu çizgiden çıkarmayı bilmediğimi düşünüyorsunuz. O misketi o kuyuya yuvarlamakta ne var halbuki? O eli daha hızlı çırpmakta ne var?
O oyunu oynamayı bilmediğimi zannediyorsunuz. Her doğrunun her yerde söylenmeyeceğini bana kimse öğretmemiş sanıyorsunuz? Nerede boynumu eğerek omuzlarımı düşürüp ellerimi hafifçe ovuşturacağımı hiç görmedim sayıyorsunuz.
O oyunu oynamayı bilmediğimi zannediyorsunuz. “Tel cambazının tel üzerindeki durumunu anlatır şiirdir”i hiç okumadığımı, okusam da anlamadığımı, sizin alınızın al, morunuzun mor olduğunu bilmediğimi zannediyorsunuz.
Sizin oyununuzu iyice biliyorum. Sizin o kazanmak için kendinizi deli bir hırsa kaptırdığınız oyununuzu Ankara’nın köhnemiş otobüs garajlarında, Akmar Pasajı’nın önündeki bir “laylon” tezgâhta, aşırı kurumsal bir şirketin aşırı boğucu odasında gördüm ben. Gördüm, kurallarını anladım, dahası bu oyunu iyice oynayabileceğimi de sezdim.
Basitti çünkü. Kendinizde olmayan bir güç vehmetmek, geçmişinizi ustaca........
