Erkek kıskançlığı
Uzun süredir görüşmemiştik. Susa susa ilerliyorduk sohbetin içinde. Akran yetimi bahsindeydik. Hayatının bir döneminin tanığını, onun üzerinden bağlandığın zamana yakınlığı kaybetmenin yası ile yaslı. İnsan ancak akranıyla zamana yakın. Akranın yoksa, zaman insana yük, insan yaşadığı zamana yük. Gidenler, gelenler bahsini “Gidenler çok, gelenler az” diyerek tamamladık.
O sıra kuzeni geldi aklıma. “Berrin nasıl?” dedim. “Halâ her cümleye İzzet diye başlayıp İzzet diye mi bitiriyor?”
İzzet, Berrin’in kocası. Döne döne İzzet Günay-Türkan Şoray filmleri seyrederdi Berrin, “tıpkı biz” diye diye.
“Evet ama artık tamamen ters istikamette.”
“Bir zamanlar İzzet onu çok seviyor faslına eşlik eden kıskançlık sahneleri, şimdi ‘Gençliğimi yedi, bir gün gün görmedim’e evrildi.”
“Sosyal medyadaki bütün psikologları takip ediyor. ‘İzzet’in sahnelediği o performans sevgi değilmiş’ diyor.”
“Sahiden böyle mi diyor? Performans?”
“Evet evet. ‘İzzet’in sergilediği o performansı ben sevgisinin göstergesi zannediyordum. Adam basbayağı takıntılıymış. Bunca yılımı takıntılı bir adama heba etmişim’ diyor.”
Bir hayat yaşıyorsun. Sonra o hayatı, karşına çıkan vidolarla “Yanlış yaşamışım”a çeviriyorsun.
Dün makbul sayılan duygular, bugün takıntı hanesine yazılıyor. Kıskançlık mesela? Kıskançlık nedir? Özellikle erkek kıskançlığı?
Gün ile dünü erkek kıskançlığı üzerinden birbirine bağlamak için, Tolstoy’un kendi duygularının mahzenlerinden çıkara çıkara inşa ettiği kahramanı Levin’e gidelim.
Levin, Kity’e evlenme teklif ettiği sıra Kity annesinin etkisi altında, Vronski’den gelecek evlenme teklifi ihtimalini düşünerek Levin’e olumsuz cevap verir.
Bu başlangıç Levin’de şüphenin kıymığı olur ve Kity ile evlendikten sonra da devam eder. Kendisinin bir zamanlar Kity tarafından reddedilmiş olduğunu unutmakta zorluk çeker.
Bu........
