“Ustam Ölmüş” (2)
Bu köşenin daimî okuyucuları otuz yıldır yazılarımı hangi açıdan yazdığımı biliyor. Gençler ve ilk defa bendenizin bir yazısını okuyacaklar için şunu söylememe müsaade edin lütfen: Hayata dair büyük cümleler, büyük genellemeler yapmaktan itina ile uzak dururum. Gündelik hayatın izinde, gündelik hayatın zaman ve mekân örgütlenmesi etrafında, dönemleri kavramaya, anlamaya çalışırım. Bu anlamda, ambardan alınan bir buğday tanesinin ambarı temsil etme gücüne sahip olduğunu düşünen tarihçilerin ekolüne kendimi yakın hissederim
Nitekim geçen hafta dikkatinize sunduğum Fevzi Usta’nın hikâyesi geçim ekonomisinin hüküm sürdüğü yılları temsil açısından kıymetli bir biyografi. Pek çok açıdan kıymetli olmakla birlikte benim üzerinde durmak istediğim husus, Aristoteles’in işaret etmiş olduğu erdem ve beceri arasındaki benzerliği görünür kıldığı sahneler. Aristoteles erdem ve becerinin her ikisinin de pratik olduğunu söyler: “Yapmayı öğrenmemiz gereken şeyleri yaparak öğreniriz; örneğin, inşa ederek inşaatçı, lir çalarak lir sanatçısı oluruz. Aynı şekilde adil eylemlerde bulunarak ölçülü ve cesur eylemlerde bulunarak cesur oluruz.”
Fevzi meslek edindirme kursunda demircilik için uygun görülür. Lakin Fevzi kirli paslı demirciliği sevmez, daha temiz bir zanaat öğrenmek ister. Ustasının cevabı “Bak terziye, boynu bükülecek, eğilirken sararıp göçecek. Demirci adam öyle mi ya?! Hep çalışacaksın, vücudun dipdiri kalacak, güçlü kuvvatlı olacaksın.”
Tarım toplumunda erkeklerin kas gücü önemli. Kas gücüne dayanarak ortaya koydukları işler onları toplum içinde öne çıkaran, itibar sahibi olmalarını sağlayan biyolojik sermayeleri.
Kursiyer Fevzi’nin öğretmen/ustasının bu sözüne inanmasını sağlayan........
