menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’nin sanatkâr torunu Suûdü’l-Mevlevî Bey

12 0
09.08.2026

Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’nin sanatkâr torunu Suûdü’l-Mevlevî Bey

Geçen haftaki yazımda, Kânûnî Sultan Süleyman’ın meşhur şeyhülislamı Ebussuud Efendi’nin torunlarından birinin de Suud Yavsi Ebussuûdoğlu adını taşıdığını; bu zatın Osmanlı’nın son döneminde dünyaya gelmekle beraber Cumhuriyet devrinde de yaşadığını hatırlatmıştım. Şimdi sıra onun hakkında kısaca da olsa bilgi vermeye geldi ama önce mukaddime kabilinden bir iki cümle söylemek istiyorum.

Osmanlı’nın son dönemiyle Cumhuriyet’in ilk yılları arasında ömür süren ve kaleme aldıkları değerli eserlerle Türk milletinin kültür hazinesine büyük katkıda bulunan kalem ve kelâm erbabına genellikle ‘köprü insanlar’ diyoruz. Bu ifade doğrudur, gerçekten de onlar Osmanlı tarihini ve medeniyetini Cumhuriyet nesline tanıtma, anlatma ve sevdirme hususunda büyük başarılara imza atmışlardır. Bu zatların diğer bir özelliği de, bir bakıma “hezârfen” olmalarıdır. Diyelim ki, bu kişilerden biri mesleğinde uzman bir tabiptir; ama aynı zamanda divan sahibi şairdir. Şairliğinin yanı sıra tanburî olarak da bilinir. Hatta ressamlığı da vardır. Oymacılıktan bile anlar, bunların dışında daha başka meziyetleri de vardır. Özellikle son devir Osmanlı ilmiye ricali arasında bu vasıfları taşıyan birçok ilim, fen ve tıp sahasında yetişmiş kimselere rastlanmaktadır. Birçok zat-ı muhteremin varlığını biliyoruz. Şanizade Ataullah Efendi bunlardan biriydi: O, hem tabipti, hem müverrihti; hem tanburî idi, hem ressamdı, hem şairdi, hem de saat tamircisiydi.

Yine köprü insanlara gelecek olursak, bu zatların bir talihsizliği de karşılaştıkları olumsuzluklar, yaşadıkları sıkıntılar, gördükleri işkenceler, hapis ve sürgünlerdi. İşte Suûd Yavsi Ebussuûdoğlu da böyle zor bir hayat yaşadı. Başta hattatlık ve şairlik olmak üzere birçok meziyete sahip olduğu halde çileli bir hayat yaşadı. Hapislerde çürütüldü, sürgün edildi. Aynı zamanda Mevlevî olduğu için “Suûdü’l-Mevlevî” ismiyle de tanınan merhum, Tâhirü’l-Mevlevî ile de iyi bir dosttu. Bu dostluklarını hapishanelerde bile sürdürdüler. Hatta hapishaneden hapishaneye nakledilirken birlikte kelepçelendiler. Tâhirü’l-Mevlevî’nin “Matbuat Âlemindeki Hayatım-İstiklâl Mahkemesi Hatıraları” isimli eserinde o çileli hapishane yaşantısını uzun uzun........

© Yeni Şafak