Modern zamanlarda değişen yaşlı algısı
Modern zamanlarda değişen yaşlı algısı
Kırdan kente hızlı göç, yalnızca mahallelerimizi, aile yapımızı değiştirmedi. Yaşlılarımızın hayatını, aile içindeki rollerini, toplumsal statülerini ve hatta toplumun yaşlılığa yüklediği anlamı da değiştirdi.
Anadolu’da özellikle kırsalda insan, kendi doğal hayatının ve sosyal çevresinin içinde yaşlanır. Yaşı ilerlese, gücü kuvveti azalsa da alıştığı, bildiği hayatın dışında kalmaz. Uzak tarlaya gidemese de evin önündeki bahçesiyle, kısmen de olsa hayvanlarıyla ilgilenir, tabiat ile bağını koparmaz. Torunları ile vakit geçirir. Hayatın bizzat içinde olmaya devam eder. Kırsalda yaşlıların kıymeti yalnızca üretim kapasitelerinden kaynaklanmaz. Onlar aynı zamanda ailenin hafızası, mahallenin/köyün akil insanı, kültürün de taşıyıcısıdır.
Sanayi toplumunun insana sadece üretim kapasitesi üzerinden değer biçmesi, kapitalizmin insanı üretim ve tüketim eksenine sıkıştırması, üretim gücünü kaybeden insanı adeta yok saymakta, toplumdan dışlamakta.
Meslek hayatı boyunca çalışan, üreten, sorumluluk üstlenen insan, emeklilik ve takip eden yıllarda bütün bu rollerinden peyderpey uzaklaşıyor. Şehir hayatında seçenekler, çocuklar ile ortak hayat azalınca, yaşlılar bir anlamda yapayalnız kalmakta, hatta yaşam amacını da yitirmekte.
Psikiyatrist Viktor Frankl’ın ‘’insanın anlam arayışı’’ üzerine düşünceleri tam da burada önem kazanıyor. İnsan, bir eser ortaya koyabildiği, bir insanla etkileşime girdiği, hayatına anlam veren bir amaçla bağ kurabildiği ölçüde zorluklarla baş etme gücünü de artırabiliyor.
Aklımda deli deli sorular;
İnsanı sadece üretim kapasitesi ile değerlendiren modern toplumlarda emeklilik ile birlikte insanın toplumdaki değeri azalıyorsa........
