Millî iradeye sırtını dönmenin bedeli vardır…
Millî iradeye sırtını dönmenin bedeli vardır…
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM), 28. Dönem yasama yılı Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Yeni dönemden en büyük beklenti; kameralar karşısında sergilenen sığ şovlardan, popülist reaksiyonlardan ve kutuplaşmalardan uzak; tamamen icraata odaklanmış bir Meclis tablosu oluşmasıdır.
Ne yazık ki, bu beklentiyi daha ilk günden zedeleyen bir muhalefet vardı. Cumhurbaşkanı kürsüye çıktığında, Özgür Özel’in arkasına sıralanan Yeni Parti milletvekillerinin salonu terk etmeleri, siyasi eleştiri sınırlarını aşan, milli iradeye ve devletin itibarına yapılmış bir saygısızlıktı.
Bireysel beden dilinin ve toplumsal jestusun söz dilinden çok daha etkili olduğu bilinir. Özgür Özel’in bu davranışı ile vermeye çalıştığı mesajın kendi seçmen kitlesi dahil toplum üzerinde ne tür bir etki yarattığını merak edenlerin somut verilere bakmalarında yarar var.
Bu tür sığ tavırlar, toplumda ‘proje üretememenin, vizyonsuzluğun, marjinalleşmenin ve söyleyecek sözü olmamanın dışa vurumu’ olarak okunur. Nitekim kendi seçmenlerinin bile bu manzarayı onaylamadığı açıkça görülmektedir. 7,77’den ikiye bölünüp ( bandına gerileyen oy oranları, Yusuf Akçura’nın ifadesiyle bu ‘tarz-ı siyasete’ karşı çıkarılan somut bir faturadır.
Siyaset; seçmenin gönlüne girmek ve bu sayede iktidar olmak için yapılır. Sürekli şikâyet etmek, “elim kolum bağlı” edebiyatı yapmak ve hükûmetin her yaptığını aşağılamak için değil. CHP ve türevlerinin 76 yıldır tek başına iktidar olamamalarının, son 24 yıldır AK Parti’nin iktidarda kalmasını sağlamalarının (!) da nedeni budur.
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında altını çizdiği şu tespit son derece kritik: “Siyaset rekabet içindir, yarış içindir.........
