Dünya izci kamplarından
Ağustos ayı nedeni ile dünyanın dört bir yanında, ülke kampları var.
Her bir ülke, kendi teşkilatının milli veya milletlerarası organizasyonlarını yapıyor. Binlerce izci gencin sırtlarında çantaları, ellerinde mat ve tulumları, tren garlarında, hava alanlarında, otobüslerde yer alıyorlar. Sadece kendi ülkelerindekilere değil, komşu ülkelerdeki kamplara da gidiyorlar. Her yerde rengârenk kıyafetleri, sırtlarında çantaları, ellerinde kamp ekipmanları ile onlara rastlıyoruz.
Gördükçe bu çocuk ve gençlerin dünya gezgini olmak yolunda nasıl çabaladıklarını hüzünle seyrediyorsunuz. Bizdekilere binalarda gençlik kamplarında konaklıyor, özel otobüsler ile yakın yerleri gezmekle yetiniyorlar.
Oysa çadırlarda konaklayıp, ülkelerinin yemek-müzik-bayrak ve kıyafetlerini tanıtan, danslarını öğreten gençler ise tam bir renk cümbüşü içinde izciliği açık havanın getirdiği koşullarda güle oynaya yaşıyorlar. Yaşamak diyoruz. Çünkü izcilik öğrenilen bir şey değil, yaşanılan bir anılar demeti. Karşılaştıkları yabancı izcileri ayni izci selamı ile selamlıyorlar. Kendi dillerinde benzer şarkıları söylüyorlar, farklı renklerdeki fularları takıyorlar ama dost ve arkadaş olmak için tokalaşıyorlar. Arma değiştirenler, kamp sonunda birbirlerine sarılıp ayrılanlar, ateş başında veda valsini yapanlar hep ayni dostluk ve arkadaşlık görüntüsünü sergiliyorlar.
Belki renkleri, ülkeleri, bayrakları ve inançları farklı ama aynı yaş gurubunun mensubu olan bu gençler bazen bir kamp kapısının yapılması, bazen bir kamp kulesinin dikilmesi, bazen de kamp alanına bayrak direklerinin kurulması için el ele veriyorlar, yardımlaşıyorlar. On gün kalacakları kamp alanını donatırken, duş alırken, yemek sırasına girerken, doğada özgür olmanın tadını çıkartıyorlar. On ila on iki maddeden oluşan izci türeleri ile izci olurken verdikleri........
