Türkiye bu savaşın içine çekilmek isteniyor
Bugün yaşananları sadece bir savaş olarak okumak, gerçeği eksik okumaktır. Çünkü artık savaşlar cephede başlamıyor; algıyla, yönlendirmeyle ve zorunlu tercihlerle başlıyor. Ve en tehlikelisi de şudur: Bir ülke savaşa girmeden de savaşın içine çekilebilir.
Türkiye tam olarak böyle bir eşikte duruyor.
Ortadoğu'da devam eden çatışmaların seyri, yalnızca İran ile ABD-İsrail hattı arasında bir gerilim olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu süreç, daha geniş bir stratejinin parçası. Bu stratejinin merkezinde ise doğrudan savaşmak istemeyen, fakat başkalarını savaştırmak isteyen bir akıl var.
Son günlerde yaşanan gelişmeler bu gerçeği daha görünür hale getirdi.
Türkiye hava sahasına giren balistik mühimmatın, NATO unsurları tarafından etkisiz hale getirildiği açıklandı. Bu açıklama, ilk bakışta teknik bir güvenlik tedbiri gibi sunulsa da, arka planında çok daha büyük soruları barındırıyor:
Türkiye kendi savunma refleksiyle mi hareket ediyor, yoksa NATO refleksiyle mi?
Daha da önemlisi, NATO bu savaşın tarafı değilse, sahada nasıl aktif rol alabiliyor?
İşte asıl kırılma noktası burada başlıyor.
NATO resmî olarak savaşın içinde değil. Ancak sahadaki fiilî durum bunun aksini söylüyor. Bir yandan "savaşa dahil değiliz" deniyor, diğer yandan operasyonel müdahale gerçekleştiriliyor. Bu açık bir çelişkidir. Ve bu çelişki, Türkiye'nin hangi denklem içinde konumlandırıldığını sorgulamayı zorunlu kılar.
Daha dikkat çekici olan ise İran tarafının yaptığı açıklamadır. İran, söz konusu mühimmatın kendileri tarafından gönderilmediğini ifade ediyor. Bu durumda akla gelen en kritik ihtimal şudur:
Bir "yalancı bayrak" operasyonu mu yürütülüyor?
Yani bir saldırı, başka bir ülkeye mal edilerek yeni bir cephe mi açılmak isteniyor?
Bu ihtimal hafife alınamaz.........
