Terörsüz Türkiye'yi anlamak -X- Terörsüz Türkiye mi, nasıl bir Türkiye?
Dokuz yazı boyunca "Terörsüz Türkiye" adı altında yürütülen süreci farklı yönleriyle ele aldık. Sürecin siyasi dilini, bölgesel gelişmelerle ilişkisini, çerçeve yasayı, Meclis'te oluşan 467 oyluk geniş desteği, yeni anayasa tartışmalarını ve Cumhuriyet'in kurucu değerleri açısından ortaya çıkan soruları değerlendirdik. Şimdi serinin sonunda artık yalnızca soru sormakla yetinmemeliyiz. Çünkü siyaset sadece "Yanlış yapıyorsunuz" demek değildir. "Doğrusu budur" diyebilmek de gerekir.
Öyleyse biz nasıl bir "Terörsüz Türkiye" istiyoruz? Cevabımız açıktır: Terör bitsin. Silahlar sussun. Türkiye'nin evlatları ölmesin. Türk'üyle, Kürt'üyle milletimiz huzur içinde yaşasın. Ancak bütün bunlar olurken Türkiye'nin üniter devlet yapısı, millî kimliği, ortak vatandaşlık anlayışı ve Cumhuriyet'in kurucu değerleri tartışmaya açılmasın. Çünkü terörü bitirmek başka şeydir; terörü bitirirken Türkiye'yi başka bir devlet modeline taşımak başka şeydir. Bu yazı dizisinin başından beri üzerinde durduğumuz temel ayrım budur.
Prof. Dr. Haydar Baş yıllar önce tehlikeyi tarif etmişti. Terör meselesinin yalnızca dağdaki teröristten ibaret olmadığını söylüyor; Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu meselenin ekonomik, sosyal, siyasi ve uluslararası boyutlarını birlikte değerlendiriyordu. Bir taraftan Türkiye'nin üniter yapısının korunması gerektiğini savunuyor, diğer taraftan terör örgütlerinin istismar ettiği ekonomik ve sosyal zeminin ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyordu. Onun çağrısı açıktı: "Gelin üniter yapımızı devam ettirelim. Bir ve bütün olalım. Hiç kimseye ayrılık konusunda fırsat vermeyelim." Fakat Haydar Baş yalnızca "bir ve bütün olalım" demiyordu. Bunun nasıl sağlanacağını da anlatıyordu. Vatandaş devletini yanında görecekti. Genç iş bulacaktı. Aile ekonomik güvenceye kavuşacaktı. Türkiye kendi kaynaklarını kendisi değerlendirecekti. Gelir adaleti sağlanacaktı. Devlet ile millet arasındaki bağ güçlenecekti. Böylece terör örgütlerinin ve Türkiye üzerinde hesabı bulunan dış güçlerin istismar edebileceği zemin de ortadan kaldırılacaktı.
Bugün BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu 13 maddelik "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme" yaklaşımını bu nedenle önemli buluyorum. Haydar Baş yıllar önce tehlikeyi tarif etmişti. Hüseyin Baş bugün aynı mesele karşısında çözüm teklifini devletin ve milletin önüne koyuyor. Millî dayanışma nasıl sağlanır? Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu yaklaşımın ilk maddesi aslında bütün çerçeveyi belirliyor: Devletimizin üniter yapısı ve Mustafa Kemal Atatürk ilkeleri kırmızı çizgimizdir. Bu başlangıç önemlidir. Çünkü çözüm aranırken önce neyin tartışmaya kapalı olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan sonra mesele, vatandaşın devletiyle bağını nasıl kuvvetlendireceğimizdir.
Türkiye'nin yabancılara ve ayrıcalıklı çevrelere devredilen madenlerinin yeniden milletin menfaatine işletilmesi ve buradan elde edilen gelirin vatandaşlık maaşı yoluyla millete aktarılması teklif ediliyor. Özelleştirmelerle elden çıkarılan fabrikaların yeniden devletin ekonomik gücüne kazandırılması, özellikle geri kalmış bölgelerde istihdam oluşturulması isteniyor. Bunun terörle ne ilgisi var? Çok ilgisi var. Çünkü işi, geliri, geleceğe dair ümidi olmayan genç; terör örgütlerinin, suç yapılanmalarının ve illegal örgütlerin istismarına daha açık hâle gelir.
Devlet vatandaşına yalnızca güvenlik gücüyle ulaşmamalıdır. İşiyle ulaşmalıdır. Okuluyla ulaşmalıdır. Hastanesiyle ulaşmalıdır. Adaletiyle ulaşmalıdır. İşte sosyal devlet anlayışı burada millî birlik meselesine dönüşmektedir. Adalet olmadan toplumsal bütünleşme olmaz. Hüseyin Baş'ın teklifinin bir diğer önemli ayağı yargıdır. Yargı bağımsızlığının sağlanması, kuvvetler ayrılığının gerçek anlamda tesis edilmesi ve hiç kimsenin kendisini anayasanın ve........
