menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet şirket olursa

24 0
30.04.2026

Eskişehir'den Ankara'ya doğru uzanan o yürüyüş, sadece kilometrelerle ölçülecek bir mesafe değildi. O yürüyüş, biriken bir öfkenin, geciken bir hakkın ve duyulmayan bir sesin adım adım görünür hale gelmesiydi. Günlerce yollarda kalan, ardından başkentin ortasında açlık grevine başlayan madenciler, aslında hepimizin adına konuşuyordu. Çünkü mesele sadece onların maaşı değildi; mesele, emeğin karşılığını alıp alamadığıydı.

Dört ay boyunca maaş alamayan bir işçinin cebindeki para değil, evindeki huzur eksilir. O eksiklik önce mutfağa yansır, sonra çocukların gözlerine. Bir babanın "çocuğuma istediğini alamıyorum" derken boğazının düğümlenmesi, ekonomik bir veri değil, toplumsal bir kırılmadır. Nitekim ekranlara yansıyan o alışveriş listesi -sadece patates, soğan ve domates- bir ülkenin geldiği noktayı anlatmaya yetiyordu.

Bu noktada sorulması gereken soru basittir ama ağırdır:

"Suçumuz hakkımızı aramak mı?"

Eğer bir toplumda insanlar haklarını ararken kendilerini suçlu gibi hissediyorsa, orada sorun bireyde değil, sistemdedir. Çünkü hak aramak, bir lütuf talebi değil; hukuk düzeninin en temel unsurudur. Buna rağmen bu yürüyüşe karşı biber gazı ile müdahale edilmesi, meseleyi daha da derinleştirmiştir. Devletin refleksi burada belirleyici bir ölçüdür.

Devlet nedir?

Devlet, işçi ile işveren karşı karşıya........

© Yeni Mesaj