Atatürk’ün ekseni: Tam bağımsız Türkiye
Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir yön değil, kurucu eksenini yeniden hatırlamaktır. Çünkü dünya yeniden büyük kırılmaların yaşandığı bir döneme girmiştir. Küresel dengeler değişiyor, ittifak sistemleri çözülüyor, enerji savaşları büyüyor, ekonomik rekabet jeopolitik mücadeleye dönüşüyor. Böylesine sert bir uluslararası atmosferde ayakta kalabilmenin temel şartı ise güçlü devlet, üretim kapasitesi yüksek ekonomi ve milli egemenlikten taviz vermeyen bir dış politikadır.
Tam da bu noktada Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ortaya koyduğu temel yaklaşım yeniden önem kazanmaktadır. Çünkü Atatürk'ün dış politikadaki ana ekseni romantik idealler değil; bağımsızlık, milli egemenlik ve devletin bekasıydı. Onun bütün stratejik yaklaşımı, Türkiye Cumhuriyeti'nin başka güçlerin aparatı haline gelmeden kendi milli çıkarları doğrultusunda hareket edebilmesi üzerine kurulmuştu.
Bugün bazı çevreler Atatürk dış politikasını yalnızca "Batıcılık" ya da sadece "denge siyaseti" olarak okumaya çalışıyor. Oysa Atatürk'ün temel hedefi herhangi bir bloğun parçası olmak değil, Türkiye'nin bağımsız hareket edebilen güçlü bir merkez devlet haline gelmesiydi. Bu nedenle bir yandan emperyalizme karşı Milli Mücadele yürütürken diğer yandan da savaş sonrasında komşu ülkelerle güvenlik merkezli iş birlikleri geliştirdi. Balkan Paktı ve Sadabat Paktı bunun en önemli örnekleridir. Çünkü Atatürk, çevresinde sürekli kriz üreten değil; güvenlik kuşağı oluşturan bir Türkiye hedefliyordu.
Daha........
