Trump, mağlubiyeti zafer olarak mı ilan edecek?
ABD-İsrail ikilisi, İran savaşında boyunun ölçüsünü alırken, şimdi bir oldubittiyle sanki zafer kazanmış gibi bir görüntüyle savaştan kurtulmanın yollarını arıyor.
En başta ifade edelim; Trump bundan sonra ne yaparsa yapsın, kime çatarsa çatsın, özelde Trump ve genelde ABD telafisi mümkün olmayan büyük bir yara aldı.
Trump, deliliğe vurarak durumdan sıyrılmaya çalışıyor.
Bir taraftan İran'la ilgili aslı astarı olmayan iddialar ortaya atıyor, diğer taraftan müttefiklerine çatıyor, tehditler yağdırıyor.
Bugün (2 Nisan Perşembe) saat 04.00 gibi bir ulusa sesleniş konuşması gerçekleştireceği ifade edildi. Yazımı yazdığım sıralarda bu konuşma gerçekleşmediği için içeriğini henüz bilmiyorum ama tahmin etmek güç değil. Büyük ihtimalle yukarıda ifade etmeye çalıştığım çerçevede olacak.
'İran'daki hedeflerimize ulaştık' diyecek, 'İran'da rejimi değiştirdik', 'Nükleer programını yok ettik', 'İran donanmasını, ordusunu imha ettik' falan diyecek. Daha önce de dediği gibi 'Hürmüz Boğazı sorununu buradan ticaret yapan ülkelere bırakıyorum' diyecek. Tabi, bunlar tahmin, sonucu göreceğiz.
Trump, teşbihte hata olmaz, bir güldürü programındaki "Mesut Enişte" karakteri gibi davranıyor. Hatırlarsanız bu karakter, karşıdaki "Tanımıyorum" dese bile hiç dinlemeden "İşte o o" diyor.
Trump, 'İran'la müzakere ettiğini' söylüyor, İran 'Müzakere etmiyoruz' diyor; Trump 'İran ateşkes talep etti' diyor, İran 'Ateşkesi kabul etmeyeceğiz, kalıcı barış istiyoruz' diyor. İran ne cevap verirse versin, Trump hiç dinlemeden işine geldiği gibi tam tersi açıklamalar yapıyor. Kendi çalıyor, kendi oynuyor!
ABD Başkanı Trump, İran savaşında kendisine destek vermeyen NATO'yu yerden yere vurdu. Kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde NATO'yu yerlere göklere sığdıramıyordu, NATO şimdi kötü oldu.
İngiliz Telegraph gazetesine konuşan Trump, ABD'yi NATO'dan çekmeyi ciddi şekilde düşündüğünü açıkladı ve "Her zaman NATO'nun kağıttan kaplan olduğunu biliyordum" dedi.
Beyaz Saray'ın Avrupa'yı artık güvenilir bir ortak olarak görmediğini belirten Trump'a katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise, ittifakın askeri üslere erişim izni vermemesini eleştirerek NATO'yu "tek yönlü bir yol" olarak tanımladı ve İran'daki çatışma bittiğinde bu ilişkinin yeniden incelenmesi gerektiğini söyledi.
Peki, ABD gerçekten NATO'dan ayrılabilir mi? Kurulduğundan bu yana ABD'nin çıkarlarına hizmet etmiş, ABD için kullanışlı olan bir askeri ittifakı ABD niye bıraksın?
Şu gerçeği asla unutmamak gerekir; NATO'nun ve Avrupa ülkelerinin tepkisi Trump'lı ABD'ye. Çünkü Trump, NATO'yu yerden yere vurdu, NATO üyesi olan Danimarka'nın toprağı olan Grönland'a çökmeye çalıştı, Avrupa ülkelerine yüksek oranda gümrük tarifeleri uyguladı, Avrupa ülkelerine zorunlu kıldığı yaptırımları bizzat kendi deldi, Ukrayna savaşında Avrupa'yı yalnız bıraktı vs vs… Yarın Trump gider, bir bakarsınız NATO ve Avrupa ülkeleri yine yan yana gelmiş.
Trump, İran savaşının bitmesi konusunda daha yakın tarihler vermeye başladı. Oval Ofis'te gazetecilere savaşın ne zaman sona ereceğine dair "iki hafta, belki üç hafta" içinde biteceğini beklediğini söyledi.
ABD'nin Hürmüz Boğazı ile hiçbir işinin olmadığını ve boğazdan geçecek petrole ihtiyacı olan ülkelerin bu konuda adım atması gerektiğini savunan Trump, "Çok yakında İran'dan ayrılacağız. Fransa ya da başka bir ülke petrol ya da doğal gaz almak isterse, Hürmüz Boğazı'ndan geçip oraya doğru gidecekler ve kendi başlarının çaresine bakabilecekler. Bizim bununla bir ilgimiz yok" dedi.
Trump, savaşı bitirmek için gerçekten 2-3 hafta bekler mi, yoksa çok daha kısa zamanda mı bitirir, bence konjonktür daha kısa zamanda bitireceği noktasında.
Trump'ın "İran ateşkes talep ediyor" iddiasına İran'dan cevap geldi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran'ın ateşkes değil, bölgedeki savaşın tamamen sona ermesini istediğini belirterek, herhangi bir çözümün gelecekteki saldırılara karşı güvenceler ve zararların tazmini içermesi gerektiğini söyledi.
Arakçi, ABD ile temasların müzakere anlamına gelmediğini, doğrudan veya bölgesel aracılar aracılığıyla mesaj alışverişinden ibaret olduğunu söyledi.
Bu arada, Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelen açıklama oldukça ilginç. BAE, ABD'nin Hürmüz'deki adaları işgal etmesi gerektiğini söyledi.
BAE'nin, ABD'ye Hürmüz Boğazı'nı zorla açması konusunda yardım etmeye hazırlandığı ifade edilirken, bu tür bir eylemi yetkilendirecek bir BM Güvenlik Konseyi kararı için lobi faaliyeti yürüttüğü öne sürüldü.
Halbuki, ne ABD Hürmüz'deki adaları işgal edebilir ne de BM Güvenlik Konseyi'nden böyle bir karar çıkabilir. BM'de, İran ve Çin vetosu varken, bu konuda bir adım atılabilir mi? Hadi onu da geçtik, İngiltere ve Fransa bile böyle bir şeye evet der mi? Savaşın bir parçası olmayacaklarını açıkça belirttiler.
Süreç böyle ilerlerken, Türkiye oldukça dikkatli olmalıdır. Bölgede ABD ve İsrail lehine olan hiçbir oluşumun içinde yer almamalıdır. Sünni NATO tuzaklarına düşmemelidir. Ülkemiz topraklarında çok uluslu güçlerin varlığı milli egemenliğimiz için büyük bir tehdittir. Türk Silahlı Kuvvetleri dışında hiçbir ordu yapılanmasının topraklarımızda konuşlandırılmasına müsaade edilmemelidir. Türkiye'nin, başta İran olmak üzere bölge ülkeleriyle arasının açılmasına izin verilmemelidir.
Her şeyden önemlisi, dış politikamız, ABD ve İsrail'in, NATO'nun, ya da başka bir emperyal gücün talepleriyle şekillenmemelidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politika anlayışı her dönem bizlerin de dış politikası olmalıdır.
