Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu
Orta Doğu, tarihinin en kritik ve kaotik dönemlerinden birinden geçerken, bölgesel çatışmaların ekonomik artçı sarsıntıları küresel finans sisteminin temellerini sarsıyor.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla tırmanan savaş hali, sadece askeri bir cephe açmakla kalmadı; aynı zamanda Körfez ülkelerini, özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE) varoluşsal bir döviz krizinin eşiğine getirdi.
Wall Street Journal'ın (WSJ) bu konudaki haberi ve bölgedeki güncel gelişmeler, yıllardır süregelen "Petro-Dolar" hakimiyetinin bizzat ABD'nin müttefikleri tarafından sorgulandığı yeni bir dönemi işaret ediyor.
Hürmüz Boğazı'nda düğümlenen ekonomi ve enerji altyapısı
Savaşın sıcak yüzü, Körfez ülkelerinin can damarı olan enerji altyapısını doğrudan hedef almış durumda.
BAE, bünyesinde barındırdığı ABD askeri üsleri nedeniyle stratejik bir hedef haline gelirken, enerji tesislerinde meydana gelen hasar petrol üretim ve sevkiyat kapasitesini ciddi oranda zayıflattı.
Ancak asıl darbe, Hürmüz Boğazı üzerinden geldi.
ABD'nin İran'a yönelik ablukasına karşılık, İran'ın bölgedeki geçiş yollarını kontrol altına alma hamleleri, BAE ve diğer bölge ülkelerinin tanker trafiğini felç etti.
Giriş ve çıkışların kısıtlandığı bu ortamda, petrol ihraç ederek ayakta kalan bu ekonomiler, mallarını dünyaya ulaştıramaz hale geldi.
Bu durum sadece bir ticaret kaybı değil, aynı zamanda ülkeye giren sıcak dolar akışının kesilmesi anlamına geliyor.
Bölgedeki enerji denklemi bozulurken, BAE gibi ülkeler kendilerini istemedikleri bir ekonomik ablukanın tam ortasında buldu.
Dolar rezervi krizi ve turizm gelirlerinde büyük yıkım
Körfez ülkeleri için petrol dışı gelirin en büyük kalemlerinden biri olan turizm, savaşın başlamasıyla birlikte adeta durma noktasına geldi.
Güvenlik kaygıları, savaşın başlamasından sonra sadece birkaç gün içinde Körfez genelinde 55-60 milyar dolarlık devasa bir turizm geliri kaybına yol açtı.
Petrolün satılamadığı, turistin gelmediği bir senaryoda, BAE'nin döviz rezervleri hızla erimeye başladı.
WSJ'nin haberine göre, BAE'li yetkililer Washington'da ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptıkları görüşmede bu tehlikeyi açıkça dile getirdiler.
Henüz resmi bir talep yapılmamış olsa da, "döviz takas hattı" (swap line) kurulması fikrinin masaya yatırılması, durumun vahametini ortaya koyuyor.
Likidite krizine sürüklenmekten korkan BAE, dolara ucuz ve hızlı erişim sağlamak için hamle yaparken, aslında bu hamle bir yardım talebinden ziyade, Washington'a yönelik bir uyarı niteliği taşıyor.
Trump'ın İran stratejisi ve müttefiklerin saf değişimi
BAE kanadından gelen en çarpıcı eleştiri ise siyasi bir fatura niteliğinde. Abu Dabi yönetimi, kendilerini bu finansal çıkmazın içine sürükleyen temel nedenin ABD Başkanı Trump'ın İran'a saldırı kararı olduğunu düşünüyor.
Bölge ülkeleri, ABD'nin kararlarının bedelini kendi ekonomileriyle ödemekten duydukları rahatsızlığı artık gizlemiyorlar.
Bu noktada BAE'nin "tehdit" olarak algılanabilecek, aslında ise bir zorunluluk olarak sunduğu "yuan" kartı devreye giriyor.
Eğer dolar rezervleri desteklenmezse, petrol satışlarında ve uluslararası işlemlerde Çin yuanı veya diğer yerel para birimlerine geçmek zorunda kalacaklarını ifade etmeleri, ABD'nin küresel finans sistemine büyük bir darbe niteliğinde.
ABD'nin doları bir silah olarak kullanma gücü, müttefiklerinin doları terk etme ihtimaliyle bir kez daha somut bir şekilde sınanıyor. Bu darbenin müttefiklerinden gelmesi ise ayrıca önem kazanıyor.
Körfez ülkelerinin petrol ticaretlerini ABD dolarıyla değil de diğer para birileriyle yapmayı ABD'ye karşı bir koz olarak kullanması da ayrıca dikkat çekici.
Hürmüz Boğazı'nda yeni bir dönem mi?
Gelinen noktada İran'ın bölge ülkelerine yönelik "Hürmüz Boğazı'nı beraber işletelim" teklifi, BAE, Bahreyn ve Katar gibi ülkeler nezdinde daha makul bir seçenek haline gelmeye başladı.
Amerika'nın küresel ajandasında bir "piyon" olarak feda edilmektense, bölge ülkeleriyle bir konsensüs oluşturarak güvenliği ve ticareti sağlama fikri, Körfez başkentlerinde karşılık buluyor.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne benzer, bölge ülkelerinin haklarını koruyan bir statü arayışı, sadece ekonomik bir çıkış yolu değil, aynı zamanda bölgede kalıcı barışın anahtarı olabilir.
ABD'nin dolar merkezli baskı politikası, paradoksal bir şekilde Orta Doğu'da ezeli rakiplerin ekonomik çıkarlar ekseninde birleşmesine zemin hazırlıyor.
Dünya, paranın renginin ve gücün merkezinin değiştiği, petro-dolar sisteminin yerini çok kutuplu bir finansal düzene bıraktığı tarihi bir kırılma anına şahitlik ediyor.
Yaşanan bu küresel değişimin, Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin bir projesi olan Milli Paralarla Ticaret ekseninde yaşanması da, Atatürk'ün, "Bir Türk dünyaya bedeldir" sözünü hatırlatıyor.
