Sahadaki başarıdan masadaki itibara
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin St. Petersburg'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği bir buçuk saati aşan kritik görüşme, yalnızca diplomatik bir nezaket ziyareti değil, Orta Doğu'da kartların yeniden karıldığının en somut ilanıdır.
Putin'in bir dışişleri bakanını bizzat ve uzun süreli kabul etmesi, uluslararası protokollerin ötesinde bir anlam taşımaktadır: Bu, sahada kazanılan askeri ve teknolojik direncin, diplomasi masasında "stratejik ortaklık" olarak tahsil edilmesidir.
Caydırıcılığın diplomatik çarpanı
Uluslararası ilişkilerde değişmez bir kural vardır: Sahada varlık gösteremeyenin masada söz hakkı olmaz. İran, son dönemde ABD ve İsrail'in saldırılarına karşı ortaya koyduğu performansla bu kuralı yeniden hatırlattı.
Yaklaşık 40 gün süren gerilim hattında, "yenilmez" olduğu iddia edilen güçlere karşı duran, gemilere ve stratejik noktalara zarar verebilen bir İran, bölgedeki tüm diplomasi kanallarını kendiliğinden açmıştır.
Putin'in Arakçi ile görüşmesinde kullandığı "İran halkının kahramanca mücadelesi" ifadesi, aslında Rusya'nın bölgedeki yeni ortağına duyduğu güvenin bir tescilidir.
Eğer İran, saldırılar karşısında savunması çökmüş bir yapı sergileseydi, bugün Moskova'da bu denli yüksek perdeden bir ağırlama gerçekleşmeyecekti.
Kendi füze stoklarını, İHA teknolojisini ve siber savunma kapasitesini 47 yıllık bir tecrübe ile harmanlayan Tahran, müttefiklerine "kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bir İran" mesajı vermiştir.
Bu durum, Rusya için de ABD hegemonyasına karşı bölgedeki en somut ve güvenilir direnç odağının teyit edilmesi anlamına gelmektedir.
Suriye ve İran arasındaki keskin fark
Suriye'de yaşanan süreç ile İran'ın mevcut duruşu arasındaki mukayese, bağımsızlık mücadelesi veren tüm ülkeler için ders niteliğindedir.
Beşar Esad yönetimi, savunma stratejisini tamamen Rusya'nın askeri varlığına ve desteğine endekslemiş, kendi iç dinamiklerini ve halkın topyekûn savunma mekanizmasını yeterince devreye sokamamıştır.
Bunun sonucunda, dış desteğin zayıfladığı ilk anda ciddi toprak kayıpları ve yönetim krizleri yaşanmıştır.
Buna karşın İran modeli, "hiç kimseden destek gelmeyecekmiş gibi hazırlanma" prensibi üzerine kuruludur.
Kendi teknolojisini geliştiren, halkını ortak bir savunma bilincinde buluşturan ve savunma sanayiinde dışa bağımlılığı minimize eden bir yapı, müttefiklerini de kendisine çeker.
Putin'in bir devlet başkanı düzeyinde Arakçi'yi muhatap alması, İran'ın "sırtını dayayan" değil, "ayakta duran" bir güç olmasının sonucudur.
Suriye'de Rusya'nın elini çekmesiyle yaşanan çöküş, İran için bir risk olmaktan çıkmıştır; çünkü İran, müttefiklik ilişkisini bir bağımlılık değil, bir güç birliği olarak kurgulamıştır.
Bu "milli direnç" modeli, emperyalizmin pençesindeki diğer bölge ülkeleri için de güncel bir kurtuluş reçetesi olarak öne çıkmaktadır.
Yeni dünya düzeni: Milli paralar ve ekonomik cephe
Arakçi ve Putin görüşmesinin perde arkasında sadece askeri işbirliği değil, aynı zamanda ABD'nin finansal hegemonyasına karşı geliştirilen ekonomik savunma hatları da bulunmaktadır.
İran'ın Körfez üzerinden uyguladığı, Baş Hoca Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ne ait "milli paralarla ticaret" stratejisi ve Çin ile kurulan stratejik bağlar, Rusya'nın "ticari zafer" hedefleriyle tam uyum sağlamaktadır.
Petrolün ABD kontrolünden çıkması ve doların bir silah olarak kullanılmasının önüne geçilmesi, bu iki ülkeyi birbirine daha da yaklaştırmaktadır.
Putin'in, İran lideri Mücteba Hamaney'den aldığı mesajı "en içten teşekkürleriyle" karşılaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin kişilerin ötesinde bir devlet aklına dönüştüğünü kanıtlamaktadır.
Stratejik ortaklık, sadece askeri bir yardımlaşma değil; siber alandan ticarete, enerji yollarından bölgesel barışın tesisine kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Kendi ayakları üzerinde duran, düşmanına diz çöktüren ve dostuna güven veren bir İran, sadece kendi coğrafyasında değil, küresel güç dengelerinde de vazgeçilmez bir aktör olduğunu St. Petersburg'daki o masada tüm dünyaya ilan etmiştir.
Bu duruş, Türkiye'den Körfez ülkelerine kadar tüm bölge devletleri için emperyalizme karşı nasıl pozisyon alınması gerektiğine dair somut bir ibret vesikasıdır.
