Kabiliyet mi, koloni mi? Türkiye'nin nadir toprak sınavı
Bir önceki yazıda kobaltın izini sürerken bir trajedi görmüştük: cevheri çıkaran el, o cevherin yarattığı servete neredeyse hiçbir zaman dokunamıyordu. Kongo dünyanın bataryasını besliyor ama gezegenin en yoksul ülkelerinden biri — çünkü ham cevher satıyor, değeri başkası katıyor. Şimdi aynı aynayı kendimize tutmanın vaktidir. Çünkü Türkiye'nin de elinde, önümüzdeki yüzyılın sanayisini belirleyecek bir kart var: Eskişehir Beylikova ve içindeki nadir toprak elementleri. Soru basit ve merhametsiz: bu kartı bir kabiliyete mi çevireceğiz, yoksa yeni bir sömürü hikâyesinin taşrasına mı?
Beylikova anlatılırken en çok tekrarlanan cümle şudur: "Türkiye dünyanın ikinci büyük nadir toprak rezervine sahip, 694 milyon ton." Bu cümle, iyi niyetli ama üç ayrı hata taşır. Birincisi, 694 milyon ton rakamı nadir toprak elementinin değil, içinden o elementin çıkarılacağı ham kayacın miktarıdır. İçindeki gerçek nadir toprak oksidi çok daha az; resmî tahminlerle yaklaşık 12,5 milyon ton. İkincisi, bu bir "kanıtlanmış rezerv" değil, henüz uluslararası standartlarda sertifikalanmamış bir "kaynak tahmini"dir; bu yüzden yatak, dünya rezerv sıralamalarında üst sıralarda değildir. Üçüncüsü, "dünya ikincisi" iddiası cevher tonajıyla başka ülkelerin oksit rezervini kıyaslar — elmayla armut. İçerik bazında bakıldığında Türkiye ikinci değil, orta sıralardadır.
Ama mesele zatendünyaya nadir toprak satan bir dev olmak değil; Türkiye'nin kendi yerli otomobilini, kendi bataryasını, kendi mıknatısını, kendi savunma sanayisini besleyecek kadar üretip ithalatçı olmaktan çıkmasıdır. Bu mütevazı görünen hedef aslında stratejinin kalbidir — nitekim Çin bile öncelikle "dünyaya satacağım" demedi; önce kendi sanayisini kendi ayakları üzerinde durdurmak istedi. Öz-yeterlilik tavan değil, kapıdır.
Kaldı ki Beylikova sanıldığından farklı bir yatak. Ağırlıklı olarak hafif nadir topraklar içeriyor — seryum, lantan, biraz neodimyum. Çin'in silah olarak kullandığı, mıknatısın canı olan ağır elementler (disprozyum, terbiyum) burada neredeyse yok. Buna karşılık iki gizli hazine var: yaklaşık 380 bin tonluk toryum rezervi — geleceğin nükleer yakıtı için başlı başına stratejik bir kart — ve barit, florit gibi yan ürünler.
İşte bütün hikâyenin döndüğü nokta: nadir toprakta güç, madende değil, o cevheri saf orana getiren kimya tesisindedir. Cevher çıkarmak görece kolaydır; onu on yedi elemente tek tek ayırmak (ayrıştırma/separation) ise yüzlerce aşamalı, on yılların birikimini isteyen bir kimya sanatıdır. Ve o sanatın neredeyse tamamı tek bir ülkenin elinde: Çin, dünyadaki nadir toprak işleme ve ayrıştırma kapasitesinin yaklaşık yüzde 90'ını,........
