Fanustaki hayatlar
Anadolu'da bir köşe, sabah. Kahvenin kepengi kalkıyor; ilk gelenler hep aynı adamlar, aynı masa, aynı sandalye. İlk çay, sonra ikincisi. Konuşulanlar dünle aynı: kim kiminle kavga etmiş, hangi takım kimi yenmiş. Akşama kadar benzer muhabbetler, akşam ezanıyla kalkıyorlar. Yarın yine gelecekler.
Son Anadolu gezimde yirmi gün boyunca bu sahneyi şehir şehir, köy köy gördüm. Değişen yalnızca tabeladaki isimdi. Masalarda genç de vardı, orta yaşlı da, yaşlı da. Pazar yerlerinde, park banklarında boş boş oturan, bakan, bekleyen insanlar.
Kahve tek fanus değil. Evlerde sabahtan akşama televizyonun karşısında oturan kadınlar, karakterlerden akrabalarından bahseder gibi bahsediyor. Odalarda gençler telefonun başında; sekiz saat, on saat. Sorsanız saklamıyorlar bile.
Üç mekân, üç kuşak, tek manzara: kendi küçük fanusuna çekilmiş insanlar. Fanus korur ama hapseder de; dünyayı görürsünüz, dokunamazsınız. Bir süre sonra camın orada olduğunu bile unutursunuz.
Biz Karar Vermeden Önce Karar Veren Beyin
1983'te nörobilimci Benjamin Libet, katılımcılardan canları istediği an bileklerini oynatmalarını ve bu isteği ilk hissettikleri anı not etmelerini istediği bir deney tasarladı. Katılımcıların EEG ile beyin aktivitelerini takip ettiği bir deney. Beyindeki hazırlık sinyali, hareketten en az yarım saniye önce başlıyordu. İnsanın "şimdi yapıyorum" dediği an ise çok sonra geliyordu. Beyin, biz karar verdiğimizi fark etmeden işe koyulmuştu. Sonuçlar gerçekten ilginçti.
Bu çalışma Sonraki yıllarda çeşitli deneylerle çeşitlendirildi. Sonraki çalışmalarda bir şey daha da netleşti: Beyin, keyfi ve önemsiz veya sıradan hareketlerde sanki bizim seçimimizden önce davranıyordu. Üzerinde düşünülen kararlarda bu sinyal neredeyse kayboluyordu. Yani beyin direksiyonu tam da bizim önemsemediğimiz yerde ele alıyor, biz onu takip ediyorduk.
Alışkanlık böyle doğar. Tekrarlanan........
