Saadet ve selamet ne zaman? - 2
(Ufukta Kurtuluş Bulutları Var mı?)
Bu soruların cevabı birkaç cümleye sığmaz. Hatta, “Bunların cevabını falanca bilir.” demeye bile cesaret edemem. Çünkü hastalığımız ağır, derdimiz büyük; reçetemiz ise sadece bir sahada yetişmiş bir kişinin yazılabileceği kadar basit değil.
ENANET BİZİM OMUZLARIMIZDA Bizler, tarihin belirli dönemlerinde ilimde, sanatta, siyasette ve medeniyette büyük eserler meydana getirmiş insanların torunlarıyız. Fakat bugün Müslümanların çoğunluğunu oluşturan Ehl-i sünnet dünyasının, kendi ilmî ve ahlaki birikimini çağımızın şartlarıyla bütünleştirerek ortaya koyduğu müşterek bir medeniyet ve yönetim modeli bulunduğunu söylemek kolay değildir.
Türkiye, Mısır, Pakistan, Fas, Tunus, Cezayir ve daha nice ülkede nüfusun büyük çoğunluğu Müslümandır. Fakat bu ülkelerin anayasal ve siyasi yapıları birbirinden farklı tarihî süreçlerin sonunda meydana gelmiştir. Dolayısıyla “Müslümanların devleti var mı?” sorusu ile “İslam medeniyetinin dünya ve ahiret dengesini esas alan bütüncül bir devlet ve toplum tasavvuru bugün hayata geçirilebilmiş midir?” sorusu aynı şey değildir. Kanaatimce asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.
Böyle bir medeniyet hamlesi ise yalnız birkaç din âliminin veya birkaç siyasetçinin omuzlarına yüklenebilecek bir iş değildir.
Siyasetten ekonomiye, eğitimden sağlığa, savunmadan iç barışa; tarihten coğrafyaya, fıkıhtan tefsire, hadisten kelama; felsefeden matematiğe ve fiziğe, teknolojiden yapay zekâya, iletişimden ulaşıma kadar çağın bütün ilimlerini bilen insanlara ihtiyacımız var.
BİLİMLE AHLAK BİRLEŞMEDİKÇE
Ama yalnızca bilen insanlara değil…
Aynı zamanda ahlaklı insanlara.
Bilgisiyle vicdanını, aklıyla imanını, dünya ile ahiretini........
