menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Âdemoğulları Cebindeki Zincire Mahkûm

13 0
tuesday

Maraş fecaatinden sonra Millet olarak, en başta şu sorulara cevap bulmamız gerekir:Bugün çocuklarımızı, gençlerimizi (hatta hepimizi) en çok etkileyen kurumlar, araçlar ve faktörler hangileridir?Okullar mı?Sokak mı?Aile mi?Akran ve arkadaş çevresi mi?Yoksa herkesin elinde bulunan; içinde çok farklı uygulamalar (Facebook, X, Instagram, WhatsApp, YouTube, yapay zekâ uygulamaları ve çeşitli oyunlar) barındıran cep telefonları mı?Cep telefonlarına yüklenen uygulamalar, oyunlar, videolar ve çeşitli algoritmalarla çalışan sistemler; başta çocuklar olmak üzere gençleri, orta yaş kuşağını ve yaşlıları—kısaca kadın erkek hepimizi—kendine bağlayan bir “dijitalizm” gerçeğini artık görmek zorundayız.

Yetmişine merdiven dayamış biri olarak ben bile telefonda, çeşitli nedenlerle çokça vakit geçiriyorum. Doğrusu, bundan ciddi anlamda fayda da görüyorum. Takıldığım her konuda (dinî, tarihî, edebî) anında cevaplara ulaşabiliyorum. Her alanda yetişmiş insanların görüş ve düşüncelerini; yazılarını okuyarak, videolarını dinleyerek öğrenebiliyorum. Öğrenmek istediğim bir konuyu ansiklopedilerden kolayca bulabiliyorum. Bankacılık, vergi ve para transferi işlemlerimi bulunduğum yerden rahatlıkla yapabiliyorum.

Ben bunlardan—adı ne olursa olsun: dijitalizm, internet, sosyal medya, uygulamalar—çokça yararlanıyorum. Lakin şunu da fark ediyorum: Onunla geçirdiğim süre arttıkça sabırsızlığım, öfkem ve yalnızlık hissim de artıyor. Televizyondaki tartışma programlarında konuşmacılara; Cumhurbaşkanı, bir bakan ya da muhalefet liderleri bir salonda konuşurken dinleyicilere dikkatle bakın: Ne yapıyorlar? Çoğu, cep telefonlarına bakıyor. Tüm bunlar neyin işareti?

En Büyük Tehlike: Oyunlar

Oyunlarla ilgili yeterli bilgim olmadığı için bu konuda detaylı yazmıyorum. Lakin şunu anlıyorum ki çocukları en çok yanlışlığa sürükleyen unsurların başında bu oyunlar geliyor.

Konu ile ilgili birçok yazı okudum, bazı videolar izledim. En çok etkilendiğim videolardan biri şu oldu: YouTube’da “Erem Şentürk – Düğmeye Kim Bastı?” başlığıyla aratırsanız ulaşabilirsiniz.

Bu maddelere başka şıklar da ekleyebiliriz. Ancak mevcut tabloya bakınca, bu kötü gidişatın en büyük “aracının cep telefonları ve içindeki zararlı uygulamalar olduğu açıkça görülüyor.

Şunu da ifade etmek gerekir: Cep telefonları sadece çocukları değil, büyükleri de ciddi şekilde etkiliyor. Bunun en önemli göstergeleri; kadın cinayetlerindeki artış, kadına şiddet vakaları, tecavüz olayları ve çarpık ilişkilerin çoğalmasıdır.

Tüm bunlar hangi döneme tekabül ediyor?

Bu konuda özellikle Mustafa Merter Hoca’yı okumak ve dinlemek gerekir. Kendisi 2012 yılını bir milat olarak kabul ediyor. Çünkü akıllı telefonlar hayatımıza o yıllarda güçlü bir şekilde girmeye başladı.

Herkesin Elinde Aynı Tehlike: Cep Telefonu

Demek ki cep telefonu, sosyal medya ve bu mecralardaki algoritmalar sadece çocukları ve gençleri değil, toplumun her kesimini etkiliyor.

Yaşlı insanların, orta kuşak bireylerin kavgalarına, ayrılık nedenlerine ve toplumdaki ilişkilerin bozulmasına bakın. Bu artışın hangi dönemden sonra hız kazandığını incelediğinizde karşınıza şu gerçek çıkacaktır:

Cep telefonu ve sosyal medya uygulamalarının yaygınlaşması.

Maalesef bu küçük cihaz; sadece Türkiye’de yaşayan insanları değil, dünyadaki tüm milletleri, tüm bireyleri—yani tekmil âdemoğullarını—etkisi altına almış, adeta esir etmiştir.

Çare: Ahlakta ve Merhamet Medeniyetine Dönüşte

Bu konu ile ilgili daha önce de yazılar yazmıştım. İnsanlık, ilk günden bu yana sürekli yenilikler üretmiş, icatlar geliştirmiştir. Başlangıçta bu yeniliklere karşı çıkılmış; ancak zamanla herkes bunlardan faydalanma yoluna gitmiştir.

Yeniliklere erken adapte olan toplumlar güçlenmiş, zenginleşmiş ve rakiplerine üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle bu tür gelişmelere tamamen karşı çıkmak ya da kullanmaktan kaçınmak bir çözüm değildir.

Çareyi, toplumsal bir bilinç ve mutabakatla bulmak zorundayız.

Benim kanaatim şudur: Bu gelişmeler de Allah’ın izniyle olmuş, her şey O’nun kudreti dâhilinde gerçekleşmiştir. Öyleyse çareyi de O’nun gösterdiği yolda aramak gerekir.

Netice olarak şunu ifade etmek isterim: Bizler—başta Müslüman Türkler olmak üzere—ümmet olarak “güzel ahlak” gibi büyük bir hazinenin üzerinde oturuyoruz.

Eğer bu nimetin kıymetini bilmez ve dünyayı saran bu zulme, bu çarpık gidişata karşı bir çözüm sunmazsak; bunun hesabını hem bu dünyada hem de ahirette vermek zorunda kalabiliriz.

Bu sebeple geliniz şu çağrıyı birlikte yapalım:

“Haydi, Allah’ın Kur’an’da anlattığı merhamet medeniyetini öğrenmeye ve onu yaşayan Hz. Muhammed’in (sav) yolundan yürümeye…”


© Yeni Meram