Okulları Koruyabiliriz, Peki Ya Zihinleri?
Bir çocuk okula giderken çantasına ne koyar?Defter mi, kalem mi… yoksa fark etmeden yüklenen bir öfke mi?Bir koridorda yankılanması gereken ses nedir?Çocukların kahkahası mı… yoksa kurşun sesi mi?Son günlerde yaşananlar bize şunu acı şekilde gösterdi:Biz sadece bir güvenlik açığını değil, çok daha derin bir kırılmayı konuşuyoruz.Birkaç ay önce kaleme aldığım “Saygının Tohumu Evde Filizlenir” başlıklı yazımda, bir toplumun karakterinin evde kurulan cümlelerle şekillendiğini ifade etmiştim.Bugün o cümlelerin yankısını değil, sonucunu yaşıyoruz.İlgili yazı: ???? https://www.yenimeram.com.tr/sayginin-tohumu-evde-filizlenir/482307/Okullarda yaşanan silahlı saldırılar…Öğretmenlerin, öğrencilerin hayatını kaybetmesi…Bu sadece bir “okul olayı” değildir.Bu, bir toplumun kendi evlatlarıyla imtihanıdır.Asıl soru şu:O silah sadece bir el tarafından mı tutuldu,yoksa o düşünce çok önceden bir zihne mi yerleşti?Hayatını kaybedenler kadar, hayatta kalanlar da bu olayın mağdurudur.Bir arkadaşının gözlerinin önünde vurulduğunu gören bir çocuk…Yerde kanlar içinde yatan öğretmenine bakan bir öğrenci…Bu çocuk artık sadece ders çalışmaz.Zihninde korku taşır, güvensizlik taşır, travma taşır.Anne-baba sabah çocuğunu okula gönderirken artık başarıyı değil,“geri dönecek mi?” sorusunu düşünür.Ve toplumun içinde sessiz ama derin bir soru dolaşır:Bu gidiş nereye?Her olaydan sonra aynı cümleler kurulur:“Gençler çok değişti…”“Yeni nesil şiddete meyilli…”Hayır.Bu meseleyi basitleştirmektir.Gençlik bir sonuçtur.Sebep değil.Bir çocuğun öfkesi, merakı, sınırları;onun büyüdüğü evde, izlediği ekranda ve yaşadığı sistemde şekillenir.Biz sonucu tartışıyoruz.Ama sebebi görmezden geliyoruz.Sivrisinekleri öldürüyoruz…Ama bataklığı kurutmuyoruz.Bugün gençlerin dünyası sadece aile ve okuldan ibaret değil.Ekranlar var. Diziler var. Sınırsız içerik var.Şiddetin sıradanlaştırıldığı sahneler…Silahın güç gibi gösterildiği karakterler…Cinselliğin sınır tanımadan pazarlanması…Bir genç her gün bunları izliyor.Sonra biz o gençten sabır bekliyoruz, merhamet bekliyoruz, ölçü bekliyoruz.Bu bir çelişkidir.Genç merak eder.Gördüğünü dener.Ve bir süre sonra kurgu ile gerçek arasındaki çizgi silinir.Ama mesele sadece ekran değil.Daha sessiz, daha derin bir problem var:Manevi boşluk.Bu mesele din ya da ırk meselesi değildir.Bu mesele, insanın iç dünyasının inşasıdır.Bir insanın içinde sınır yoksa,onu dışarıdan hiçbir yasa tutamaz.Bugün en muhafazakâr görünen yapılarda bile,değerlerin sadece sözde kaldığını görüyoruz.İnanç anlatılıyor… ama yaşanmıyor.Doğru öğretiliyor… ama uygulanmıyor.Ve sonuç:İçi boşaltılmış bir gençlik.Unutmayalım…Bu gençler bize gökten zembille inmedi.Onları biz yetiştirdik.Ama başka sistemler şekillendirdi.Bugün okulda şiddet üreten bir zihin,yarın sadece okulda kalmaz.Trafikte bir magandaya dönüşür.Evde şiddet uygulayan birine dönüşür.Gücünü akılla değil zorbalıkla gösteren bir karaktere dönüşür.Yani mesele sadece okul değildir.Mesele, yarının toplumudur.Okulun kapısına güvenlik koyabilirsiniz.Kameralar yerleştirebilirsiniz.Önlemler artırabilirsiniz.Ama o çocuk okuldan mezun olduğunda…O zihniyet toplumun içine karışacak.Asıl soru şudur:Biz bu insanları topluma sağlıklı bireyler olarak mı kazandırıyoruz,yoksa potansiyel birer problem olarak mı uğurluyoruz?Çünkü gerçek değişmiyor:Toplum, yetiştirdiği insanın aynasıdır.Eğer aynada gördüğümüz manzara bizi rahatsız ediyorsa…yüzümüzü değil, yetiştirme biçimimizi değiştirmek zorundayız.
