menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görme özürlüler

3 0
friday

Günlük hayatta a’mâ, kör, görme özürlü, görme engelli gibi tanımları kullanırız. Kendisi görme engelli bir birey olan Halis Kuralay, (Hayata Dokunmak: Bir, Âmânın Hayata İlişkin Notları adlı kitabında, 1. baskı Mayıs 2003 Selis Yayınları İstanbul 204 sayfa) hayat hikayesini, görme özürlü bir kişinin başarısını yazmaktadır.

Bunun gibi görme özürlü olup Üniversite sınavlarında Türkiye birinciliği sahibi olan Fulya Akaya ve annesinde de benzer hayat hikayesini dinlemiştik.

Bu tür hayatlar sadece engellilerin kanaatleri ve görüşleri olmayıp engellilerle beraber yaşayan kişilerin sorumluluklarının farkında olmalarını sağlamaktadır veya sağlamalıdır.

Kitabın yazarı Çanakkale'de altı çocuklu fakir bir ailenin doğuştan görme özürlü sonuncu çocuğu olarak dünyaya gelir, görme özürlü olması zor anlaşılır. Ailesi maddi açıdan zorluklar içindeydi.

Kırsal kesimde yetişen çocuğun hatırlayabildiği tarlaya, bahçeye gidiş, camide namaz kılma daha sonra 1970'lerin ortasında görme özürlüler için eğitim imkanlarının sınırlı oluşu, İstanbul İstinye'de okula kayıt oluşu, okulda çektiği sıkıntılar gibi pek çok konuyu eğitimci gözüyle değerlendirir. “Devamlı göz altında bulunmak akranlarından farklı davranılmak hele gözünün görmediği açıkça ikide bir hatırlatılmak… görmeyeni ezikleştiriyordu. Görmeyen çocuk dünyada gözleri görmeyen tek kişinin kendi olmadığının farkına varır. Böylelikle kendini sıra dışı anormal bir insan diye düşünmekten kurtulur, kendi gerçeklerini kabul eder kendisiyle barışık bir psikoloji elde eder. İşte görme engelli okulların en büyük faydası belki de budur. Yalnızlık psikolojisi azınlık psikolojisinden daha zordur”.

Bazı okullarda kaynaştırma eğitimi yapılmaktadır. Burada herkese yapılan muamelenin görmeyenlere de yapılması üzerinde durulmaktadır.

İnsanlar genellikle farklı olmayı seviyor, ancak burada üstünlüğün getirdiği farklılık tercih ediliyor. Görmeyenler için ise bu olumsuz bir anlam ifade etmekte yani aşağılama ve engelleme anlamına gelebiliyor. Yine görmeyen insanın adına karar verme…  Yazar burada neyin yapılıp neyin yapılamayacağını görmeyenler kendileri karar versin görüşünde..  Hatta görmeyenlere siz yapamazsınız denilmesini çileden çıkaran bir cümle olarak görmektedir.

İnsan bilgiyi duyu organlarıyla elde ediyor. Ancak bu beyinde işleniyor ve korunuyor, görenlerin bilgilerinin çoğu  göz nimetiyle elde ediliyor. Ancak beyinde değerlendirilmezse fazla bir şey ifade etmiyor. Bu bakımdan  görmeyenlerin bilgilerinin çoğu kulak nimeti ile ilgili bunun için görmeyenlerin  bilgisizliğini görme engeline dayandırmak doğru değildir.

Görme engellinin tatili öğrenmesi, şimdi bilgisayar öğrenmesi gibi boyacılık yapması rızkını kazanması için çalışması mesela görmeyen berber olur mu? Kendilerinin berberlik yapmalarından da bahseder. Üniversite eğitim yıllarında işportacılık yaptığı önemdeki piyasa hatıralarını anlatır. Böylece engellilerin dilencilik değil çalışıp kazanmaya yönlendirilmesi konusundaki görüşünü örnekleriyle ele alır.

Kuralay, daha sonra Büyükçekmece'de liseden mezun olmuştur. Görme engelli bir lise öğrencisinin üstelik pansiyonda kalan bir öğrencinin okul hayatı çevresi ve ailesi ile ilişkileri de daha sonra öğretmenlik yapan bir kişi olarak değerlendirilir.

Amâların da rüya gördükleri yaşadıkları hayatı uyanıkken neler yaşıyorlarsa rüyalarında da onu gördükleri dikkat edilir.

Çocukluğundan beri namaza düşkün olan yazar inandığı gibi yaşamamak veya yaşadığı gibi inanmamak arasındaki bilişsel çelişkiye dikkati çeker. Görme özürlülerin sosyal ve sportif faaliyetleri mesela yüzmeleri üzerinde durur.

Bir başka ele alınan konu görmeyenler  için çok önemli olan beyaz bastonun gerekliliğidir. Baston bir görme engellinin eline ne kadar erken geçerse o kadar faydalıdır. Hatta bastonsuz gezen bir görme özürlünün vefatını da yazar.

Teknolojik gelişmelerin bir dönem teybin eğitimdeki yerini örnekleriyle ele alır. Kendisi gibi bazı arkadaşlarının “elimde imkan yok” gerekçesine sığınmadan üniversite sınavlarına hazırlanması ve başarılı olması üzerinde durur. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünü kazanan Kuralay daha sonra psikoloji bölümüne geçer ve buradan da mezun olduğu okula öğretmen olarak atanır. Kendisi ailesinin üniversiteyi bitiren tek ferdidir bu da azmi ve tevekkülü sayesinde olmuştur.

Görme özürlünün kitap okumasında materyaller yeterli olamayacağından kendilerine yardımcı olacak okuyuculara ihtiyaç vardır. Belki görme özürlü ile beraber bunlara dikkat etmelerinde fayda vardır. Görme özürlünün de sempatik ve rahat ilişki kurması gerekir yine görme özürlü güçlü bir hafızaya sahip olmalıdır, karşısındakini anlamalıdır. Yazar burada toplumda görme özürlüler  hakkında söylenen “çok zekiler veya anlamıyorlar” gibi ifrat ve tefrite varan ifadeler yerine  görenler gibi görme özürlerinde çok farklı olduğunu belirtir.

Üniversite  kütüphanesinde görme özürlüler için Braille bölümü geliştirilmesi konusunda öğrenciliğinde yaptığı çalışmaları da ele alır.Yazar yurt dışı özürler kamp Norveç'teki özürlüler kampında namaz için vakit ve yön tayini, yemeklerde domuz etinin olmaması konusundaki hassasiyetini de kitabında yer verir.

Engelliler ile ilgili ülkemizde dernekler ve vakıflar vardır. Yazar bu kapsamda kendi üyesi olduğu ve çalışmalar yaptığı hatta Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bir dönem çalışmaları ele alır. Bu kapsamda 1988 yılında İlim Yayma Vakfı aracılığı ile kabartma Kur'an-ı Kerim ihtiyacını ve bu konuda yaptıkları çalışmaları daha sonra kabartma Kur'an kursları konusunu ele alır.

Bu arada artık kabartmak Kur'an kursları sayısı artmıştır. Mesela bunlardan birisi Küçükçekmece Halkalı Çamlıkaltı Hafızlık ve Görme Engelliler Kur'an kursundaki faaliyetlerdir. Yazarın 1992 kurucusu olduğu Beyazay Derneği hakkında da bilgiler yer almaktadır.Bu kapsamda dikkat çeken bir konuda görme engelli ile işitme engellinin nasıl diyalog kurdukları ile ilgili bilgilerdir.Engellilerin iş bulmadaki zorlukları kendilerini ifade etmeleri gibi önemli konular da değerlendirilmektedir.Görme engellilerin sallanma, elini gözüne gözüne bastırma, kafasını sağa sola çevirme gibi yeteri kadar hareket edememenin sonucu olarak bazı tikler görülür. Görenler için bu bazen dikkat çekici veya rahatsız edici bir şekilde anlaşılabilir ama empati yapıp onların halini anlamak gerekir. Yine görme engelli karşısındakini göremediğinden ona doğru konuşmayabilir çünkü onlar kimseyle göz temasına girmemişlerdir. Bu da karşı tarafı tedirgin edebilir veya yeteri kadar ilgilenilmediği hissini uyandırabilir.

İş Kanununa göre kurumlarda engelli çalıştırmak zorunludur. İdarelerin iyi bir planlama ile verimliliği artırmaları mümkündür. İşletme yönetimi bakımından kişilerin özellikleri muhakkak dikkate alınmalıdır.Yazar iş bulmadaki zorluğu örnekleriyle anlatır ama sonunda Allah'ın yardımını gördüğünden hamdeder, şükreder.

Okullarda rehber öğretmenlerin fonksiyonları çok önemlidir. Öğrenciler teker teker dikkate alınmalıdır.Yazar görme özürlülerde görenlere göre ortaya çıkabilecek bazı özel huyları, mesela sır saklama, sırrı ifşa gibi konuları ele alır.

Kişinin gülümsemesini yalnız yanaklarından değil kelimelerini tonundan kalpteki sevginin veya nefretin dışa yansımasından da anlaşılabileceğini ifade eder. Engellilerin evlenmeleri eşlerin birbirleriyle irtibatlarından  ziyade toplumda çevredekilerin bunları algılamaları üzerindeki konuları da dile getirir, kör tavşanın kör avcısı olurmuş sözünü babasından nakleder.Evlilikte denkliğin diyaneten olması gereğine  inanır, çocuklarıyla irtibatını bir baba olarak ifade eder.

Engellilerin rahat bir hayat sürmeleri için mekanların caddelerin kaldırımların ona göre düzenlenmesi ve korunması gerekir. Maalesef kaldırımlarımız, mekanlarımız değil engellilere normal insanlara göre bile çok zordur. Empati yapıp metroya bir engellinin görme özelliğini nasıl bilebileceğini tahmin edebiliyor muyuz ya da neler çektiğini… Bir de insanların muameleleri ile maruz kalmak…  Mesela görme engelli ile eğlenmek için onun bir yere çarpmasını ve acı çekmesini seyretmek,  ya da işitme engelliyi el kol hareketleriyle alaya almak… Allah Teala, sevgili Peygamberimizi “Abese” suresinde uyardığına göre, engellilerle alay etmekten geçin, onları dikkate alma bile ihmal edilmemelidir.

Yazar iletişimin önemi konusunu ele alıp bazı tavsiyelerde bulunur. Çoğunluğun sözü geçerli olduğunu belirtir. Dünya nüfusunun çoğunun hatta tamamına yakın gözleri gören insanlardan oluştuğu hatırlatarak etraftaki düzenlemelerin buna göre yapıldığını, insanları iletişimlerinde işaretlerin dilinin faal olduğunu ifade eder. Buna karşılık da görme özürlüler bu tür işaretlerden mahrum olacağı için onların dikkate alınmasını vurgular, görme engellinin tek engelinin görmek olmayıp başka özürleri de varmış gibi davranılması da bir eksiklik olarak ele alır. Onlara nesne muamelesi yapılması yani şunu götürün şunu alın denilmesi yerine bu arkadaşı, şu kişiyi gibi sözlerle rencide edilmemesi konusu vurgulanır.  Görme engellilerin de kolayca yapabilecekleri şeylerin olduğu ve kabiliyetlerinin dikkate alınması,  sürekli yardım edilen konumunda görülmemesi üzerinde durulur. Bir başka konu görme engellilerin gözün yerine elleri çok kullandıkları dikkate alınmaktadır. Bir insanın empati yaparak görme engellinin yerine koyması gerçek haliyle ne kolay ne de mümkündür. Dolayısıyla onlara karşı daha anlayışlı olmak gerekir. Bu çerçevede bireysel farkların dikkate alınması gerekir.

Kitabın sonunda ayrıca fıkra kabilinden hayattan bazı kesitler de yer almaktadır.

Kitap görme özürlünün Allah’a güveni ve azmi, gayreti ile başarıya ulaşmanın yollarını göstermektedir. Sadece görme özürlüler değil aslında görenlerin de dikkate alması gerektiği anlatılıyor.


© Yeni Meram