menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Frenk Beyoğlu

19 0
14.10.2026

Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, Said Naum Duhani’nin “Bir Zamanlar Beyoğlu” adlı 299 sayfalık kitabını yayımladı. Bu kitap, yazarın yaşadığı ve bildiği çevre ile sakinleri hakkındaki bilgilerinin yazıya aktarılmasıdır. 1860’lar ile 1920’ler arasındaki Beyoğlu’nu, dönemin diplomasi çevresini ve Avrupalı diplomatlarını anlatan bir eserdir. Haliç’in karşı kıyısında Dersaadet ve Eyüp, Boğaz’ın karşısında da Üsküdar vardır. Kitabı okuyunca Beyoğlu’nun neden “Frenk” diye anıldığını anlamak daha kolay oluyor. Kitabı okumaya başlayınca Karaköy’den füniküler ile Tünel’e geçip kitapta adı geçen caddelerde yürüdüm. Belki Duhani’nin hissettiklerini hissetmem mümkün değildi, ama sıkışık trafiği, hatta araçlara kapatılmış sokakları adımlayarak Taksim’e kadar gittim. Bu bölgenin farklı bir bölge olduğunu yeniden anlamış oldum.Kitabın “Eski İnsanlar ve Eski Evler” kısmında yazar, üç yol üzerinden eskiye bir yolculuğa çıkar; Birinci Yol: Tepebaşı Yoluyla Altıncı Daire (şimdiki Beyoğlu Belediye Binası)-Galatasaray,İkinci Yol: İstiklal Caddesi Yoluyla Tünel Meydanı-Galatasaray,Üçüncü Yol: İstiklal Caddesi Üzerinden Galatasaray-Taksim Meydanı-Ayaspaşa.Yazar, yerli gayrimüslimler ve yabancı ülkelerin resmi temsilcileri hakkında bilgi verir. Bunların sosyal ve iktisadi hayatları, insani ilişkileri, aileleri, evlilikleri, siyasi ilişkileri, hatta gayrimüslim iken ihtida edenler, alışveriş yerleri ve atölyeler hakkında bilgi verilir. Pek çok ailenin ve şahsın adı oturdukları konut ve köşkle birlikte tavsif edilir. En fazla Sultan II. Abdülhamid ile ilgili bilgiler vardır. Mesela Jurnal Sokağı’nda oturan Avrupa ve Amerikan silah firmalarının temsilcisi Nikiti’nin Sultan’a Smith ve Wesson revolver markalarında silah sağladığını, Sultan’ın da bir nişan tahtası üzerine attığı kurşunlarla Arap harfleriyle kendi adını yazacak kadar büyük bir nişancı olduğunu anlatır. Yazarın anlattıklarından geniş bir bilgiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen, bilgilerin arşiv kayıtları ve tarihi belgelerle teyit edilmesi gerekebilir. Mesela Sultan II. Abdülhamid’in resmi terzisinin Hollanda uyruklu Botter, yine Paris’teki terzisinin ise Charvet olduğu belirtilir. Hatta yılda kırk takım elbise hazırlandığı, her kostüm için 1200 franklık bir fatura sunulduğu, ancak terziye hiçbir borcun bırakılmadığı belirtilmektedir. Bunun Osmanlı arşivinden teyidini uzmanlarına bırakalım. Sultan Abdülhamid’in marangozluğu ve yanında çalışan Yunanlılar hakkında da bilgi verilir. Sultan II. Abdülhamid Japon adıyla bir el testeresi getirmiş, Almanya’da bunun kopyalarını yaptırmış ve İstanbul’da bollaşmasını sağlamış. (Keşke İstanbul’da üretip ithalat yapılmasaydı…) Sultan II. Abdülhamid aynı zamanda eczacılık öğrenmişti. Yeni anti pnömokok serumunun uygulanmasında tedavi hekimliğinde ilk kullanılışındaki desteğinden dolayı Amerikalıların bu seruma “Sultan Abdülhamid Serumu” adını verdiklerini kitaptan öğreniyoruz. Pastör’e de ciddi destekte bulunan Sultan Abdülhamid, Bakterioloji Enstitüsü’nü kurmuştur. Şimdi Sabahattin Zaim........

© Yeni Meram