Konfor alanı tuzağı ya da ganimet tuzağı!
Bir kişi veya bir toplum, gerçekten özgür olduğu için mi bulunduğu yerde kalır, yoksa dışarı çıkmaya cesaret edemediği için mi?
Bu konuyu düşünmek – okumak – tartışmak lazım!
Hiç duymamıştım; birden karşıma çıktı…
Türkçesi, “konfor alanı tuzağı.”
İnsan kendisini rahat hisseder…
Ancak bu durum, zaman geçtikçe, o insanın veya toplumun gelişmesini engelleyen bir tuzağa dönüşür…
İnsan, bir rahatlığa alışmıştır ve bu rahatlığı kaybetmek istemediği için, değiştirmekten, değişmekten, kabuğu kırmaktan kaçınır!
Oysa kişi veya toplumun “güvendeyiz” dediği yer, ilerlemesini engelleyen bir hapishanedir…
“Comfort zone trap” adını bulan her kimse, belli ki Kıbrıslı Türk değildir!
Çünkü ismini “ganimet tuzağı” olarak koyması kuvvetle muhtemeldi!
İster comfort zone trap deyin ister ganimet tuzağı; bu “kötü durumu” veya “içinden çıkılmaz pozisyonu” en iyi anlatan hikaye çok ünlüdür!
Pirinç dolu bir kavanoza düşen fare hikâyesi…
Bir fare, pirinç dolu bir kavanoza düşer. Başlangıçta büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu düşünür. Ancak kavanozun içindeki pirinci yemeye başladığında karnı doyar, rahatlar ve kendisini güvende hisseder. (1974’ün hemen sonrasında düştüğümüz kavanoz böyle bir şeydir…)
Yan gelir yatar, pirinç bol!
Mücadele etmez, risk almaz, keyfi yerindedir!
Sağa döner pirinç, sola döner pirinç!
Ancak fare, bu konforun neye mal olduğunu bir gün pirinçler azalırken ve kavanozdan çıkmak imkânsız hale gelirken anlar!
İlk başta kendisine müthiş bir konfor sağlayan pirinç, tükenmek üzeredir hatta tükenmiştir!
Sevmediğiniz, hiç yapmak istemediğiniz bir işe giriyorsunuz…
Veya ailenizin baskısıyla girdiniz diyelim…
Yıllarca da kalırsınız…
Sevdiğiniz yeni bir iş aramak, yeni bir kariyer yaratmak belki de çok iyi bir üretici olmak yerine, o işte senelerce verimsiz bir şekilde kalırsınız.
Ama hem kişi olarak hiçbir işe yaramazsınız hem de içinde olduğunuz topluma bir faydanız dokunmaz…
Bizim toplumda bazı evlilikler veya iş ortaklıklarında da benzer gelişme söz konusudur…
Kişi, kendisini mutlu etmeyen bir ilişkinin içindedir… Ama yalınız kalma korkusundan tutun, içinde olduğu konforu kaybetme riskine kadar bir yığın şeyi düşünüp, mutsuz ve işe yaramaz bir şekilde oturur…
Kıbrıs Türk toplumunu düşünün…
Hiç işe yaramayan, yaramamış, yaramayacak bir sistem içinde yaşıyor…
Güvendeyiz deniyor ve inandık…
Alıştığımız için çirkef yatağından farksız bu sistemi şiddetle savunanlarımız da var…
İktidarından muhalefetine, tüm siyasi aktörler de değişim yerine mevcut düzenin sağladığı avantajları tercih edebilir.
Uzun vadedeki mutluluk yerine, günübirlik elle........
