Başaran Düzgün ve “Pembe Boyalı Oda”
Uzun yıllardan bu yana gazetecilik mesleğini yürütmekle birlikte, yayınladığı romanlarıyla Kıbrıs Türk Edebiyatımıza önemli katkı sağlayanlardan biri de sevgili Başaran Düzgün’dür. Her yeni romanında bu alanda da çıtasını yükselten Başaran Düzgün’le yine Kıbrıs ve Kıbrıs insanının kokusu sinmiş yeni romanı “Pembe Boyalı Oda”yla ilgili bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine yönelttiğim ilk soru, yeni kitabının hikâyesini nasıl tanımlar şeklindeydi.
Şu an iki romanım var biliyorsunuz, “Öksüz Atlar Ülkesinde” ve “Pembe Boyalı Oda”. Gazetecilikten sonra, tabii ayırmak mümkün müdür gazetecilik ve roman yazarlığı şeklinde, aslında içiçe geçmiş bir süreç. Kırk yılı aşkın bir süredir yazma eylemim neredeyse veya tümüyle kimliğime dönüşen bir eylemdi.
Birçok hikâye dinliyordum gittiğim yerlerde hep aynı klasik örneği anlatırım, birgün bir patates bahçesinde patates üreticilerinin sorunlarını dinlemek için gittim. Malum üretiyoruz üretiyoruz ama kazanmıyoruz işte batıyoruz iflas ediyoruz diye, patatesçilerin sorunlarını dinlerken, bunun on, on beş dakika sonrasında da insanlar geçmişe ilişkin yaşadıklarını hikâyelerini anlatıyorlardı bana. Tabii geçmiş, savaş, göçmenlik ve o çerçevede ya acılar ya sevinçler. Ben hep bu hikâyelerle büyüdüm. Veya bu hikâyeleri dinleyerek mesleğimi sürdürdüm. Bu açıdan romanlarıma konu olan hikâyeler hep yıllarca zihnimde vardı. Bir süre sonra, özellikle pandemiden sonra, tabii pandemi hepimizi değiştirdi ya öyle deniyor (gülüyor), pandemiden sonra köşe yazılarım veya araştırma dizi yazılarımın ötesinde, bu hikâyeleri öyküleştirebilir miyim diye düşünmeye başladım. Ardından da öyküden çıktı romana dönüştü.
Bazı romanlar hikâyesi gereği araştırmayı gerektiriyor. Ve Başaran Düzgün’ün de “Pembe Boyalı Oda” isimli romanı aslında araştırmayı gerektiren bir yapıya sahip. Kendisine bu araştırma sürecini sordum.
Roman yazım öncesi bir çalışma dinamiği var o dinamik en az roman yazımı kadar önemli. Veya tam tamına romanın yazımı kadar değerli. Onları şüphesiz yaptım. Örneğin “Öksüz Atlar Ülkesi” kitabımda hikâyenin başladığı yer ta Kıbrıs’ın diğer ucu, terk edilmiş bir köy ve çoğunun bilmediği veya büyük çoğunluğun bilmediği “Faslı” diye bir köy, hikâye orda başlıyor. Sonra İzmir’de, Simirna’da başlıyor. Simirna’nın sokaklarını veya o dönemden kalma yani Yunan askerlerinin İzmir’e girişi ve Yunan askerlerinin İzmir’den çıkışı döneminden kalma sokaklar mekânlar ki çok az sayıda kaldı maalesef ve ötesi “Öksüz Atlar Ülkesi”nin önemli bir bölümü olan, parçası olan,........
