Ortadoğu kaynarken: Yemen, İran ve Suriye’de neler oluyor?
2026’nın ilk on günü Ortadoğu’da yapısal değişikliklerin olabileceğini gösteren sinyallerle geldi. Bu sinyaller üç farklı sahnede süregiden gelişmelerle yakından ilişkili. Pek çok kişi gerçekleşebilecek yapısal değişimle beraber yeni ittifakların da kurulabileceğini düşünüyor. Her şey hem çok belli hem de çok belirsiz. Ayrıca ABD’nin her bir sahnede tam ne arzuladığını bilmek mümkün değil zira Washington, bir gözü burada olsa da kendi dünyasında, kendi başlattığı mücadelelerin ortasında, biraz da zafer sarhoşu bir şekilde takılıyor gözüküyor.
ABU DABİ-RİYAD ÇATIŞMASI YEMEN’DEN ÖTESİNİ İLGİLENDİRİYOR
Sahnelerden biri Yemen. Bugün Suudi Arabistan ve BAE arasında Yemen özelinde başlamış gibi görünen mücadelenin alt yapısı aslında hazırdı. Bir zamanlar Körfez ve ötesinde Katar’ın, Türkiye’nin ve İran’ın etkisini sınırlamak için beraber hareket eden, Yemen’de Husilerin gücünü kırmak için askeri koalisyon kuran bu iki başkentin arası bir süredir Yemen özelinde soğumuştu. Riyad, kendisi, Husilerle uğraşırken, hatta Aramco filan vurulurken BAE’nin özellikle güneyde bazı stratejik noktalara adeta çöktüğünü fark etmişti. Aden ve Yemen’in güneyinin açıklarında Aden Körfezi ile Kızıl Deniz arasında harika bir stratejik konuma sahip Yemen’e bağlı bazı adalar, örneğin Socotra adası, BAE’nin kendi (Riyad’dan, Körfez’den ve Yemen’den bağımsız) bağlantısallığını geliştirdiği adresler oldu. Riyad da -zaten tarihsel olarak ileride savunma sahası olarak gördüğü Yemen’de alan kapatma işine girişti ama baktığımızda BAE’nin bağlantısallığının Somaliland ve Sudan üzerinden Kuzey ve Kuzeydoğu Afrika’da bir yay gibi gerildiği de görüldü.
Bu açıdan Suudi Arabistan için en önemli kırılma noktalarından biri Sudan’da ayrılıkçı HDK’ne verilen BAE desteğiydi. HDK gelecekte ne kadar başarılı olur bilinmez zira bütüncül bir siyasi programa sahip değiller. BAE’nin maaşını ödediği yabancı savaşçılar, BAE’nin sahip olduğu coğrafi köprüler (hava alanları, limanlar, adalar vb) kullanarak Sudan’a ulaşıp BAE’nin parasını ödediği silahlarla savaşıyorlar. Dolayısıyla gerçek bir siyasi amaç için örgütlü bir gücün ötesinde bir alan kapatma mekanizması var karşımızda. Fakat sahada HDK 2025’de ciddi ilerlemeler de sağladı. İsrail’in daha fazla desteğini alırsa -ki İsrail’in Afrika’da BAE networkünü kullandığı biliniyor- BAE’nce desteklenen güçlerin sorun çıkartmanın ötesinde gerçekten alan kapatabileceği görülecekti. Zaten bu nedenle Suudi Arabistan hızla karşı dengeleme adımları atmaya başladı. Türkiye, İran ve Katar ile arasını düzeltti ve Sudan’da Orduya desteğini arttırdı. Eğer İsrail ile normalleşme başarılsaydı Riyad, Abu Dabi’yi daha rahat dengeleyebilecek bir el serbestliğine sahip olacaktı. Fakat Suudi Arabistan ve Tel Aviv ilişkileri normalleştiremedi. Dolayısıyla Riyad’da daha açık dengeleme stratejilerine kaymak zorunda kaldı: Sudan’da BAE’ni sıkıştıracak, Abu Dabi’yi soykırımcı grupları desteklemekle suçlayan sesler artarken Riyad, Sudan’da HDK’ne karşı ABD’nin yardımını istedi, Suriye’de yeni Suriye rejimini desteklemeye kaydı ve Yemen’de İran’ın sınırlanmasını da fırsat bilerek Husilere Uman aracılığıyla ulaşmayı denedi. Riyad’ın attığı tüm bu adımlar da BAE tarafından gözlemleniyordu. BAE-Suud mücadelesindeki son kırılma Somaliland’ın İsrail tarafından tanınması ile gerçekleşti. BAE’nin kendi gücü ile belli bir alanı kapatmaya çalışması ve Riyad ile burun buruna gelmesi ayrı bir şey, kapattığı sahayı İsrail’e kullandırması ve........
