Prof. Dr. İlber Ortaylı anısına...
Dünyanın tüm yollarını; Altaylar’ın o sert rüzgârından Tuna’nın nazlı akışına kadar, sanki kendi evinin
oda aralarındaki eşikleri geçer gibi bir aşinalıkla adımlayan o yorulmak bilmez dev; şimdi ebediyet
İlber Ortaylı; o durmak bilmeyen zihin, o kıtaları birbirine bağlayan devasa hafıza, bu kez valizsiz
ve pasaportsuz çıktı yola. Hırkasını dünyanın çivisine asarak, bir meçhule yürüdü.
Onun lügatinde tarih; kütüphanelerin rutubetli mahzenlerine hapsedilmiş, mürekkebi solmuş bir kâğıt
O, tarihi; bizzat sokaklarında yürünüp havası solunan, Bozkır’ın yalın kılıç disipliniyle Roma’nın
hukukunu harmanlayan o muazzam Türk nizamının ta kendisi olarak gördü.
O kendine has, biraz celalli ama her daim bir Anadolu muallimi kadar şefkat dolu edasıyla bize hep
Milliyetçilik Türklere tarih kitaplarıyla, kültürle öğretilmedi. Türkler milliyetçiliği
yaşayarak öğrendiler. Balkanlarda, Kafkaslarda...
Alplerin geçit vermez eteklerinde bir cihan devletinin nefesini duyarken, Balkanlar’ın mahzun ve
dumanlı dağlarında akıncı ceddimizin ayak izini sürerken ve Kudüs’ün hüzün kokan sokaklarında
Osmanlı’nın adalet mirasını bir derviş sabrıyla ararken........
