Mobil cihazlar ve giyilebilir teknoloji
Geçtiğimiz yıllarda cebimizde taşıdığımız mobil cihazlar; bugün akıllı saatler, bileklikler, yüzükler ve artırılmış gerçeklik donanımları vasıtasıyla doğrudan bedenimize temas eden giyilebilir teknolojilere dönüşmüştür. Sanayi devriminden bu yana makinelerle kurduğumuz fiziki temas, tarihte ilk kez biyolojik ve psikolojik sınırlarımızı bu denli doğrudan kuşatmaktadır.
Uluslararası veri ve pazar araştırma kurumlarının raporları, bu dönüşümün boyutlarını çarpıcı verilerle ortaya koymaktadır. 2026 yılı itibarıyla küresel giyilebilir teknoloji pazar hacmi 100 milyar dolar barajını aşmış ve dünya genelinde aktif kullanılan akıllı giyilebilir cihaz sayısı milyarlarla ifade edilir hale gelmiştir. Dijital kullanım istatistiklerine bakıldığında, küresel ölçekte günlük ortalama ekran süresi 6 saat 50 dakikayı, mobil cihaz odaklı kullanım ise 4 saat 30 dakikayı bulmaktadır. Türkiye’de de internet erişim oranının �’ın üzerine çıkması ve sosyal medya etkileşim sürelerinin dünya ortalamasının üzerinde seyretmesi, bahse konu dijital kuşatmanın toplumsal katmanlardaki derinliğini teyit eder niteliktedir.
Teknolojik donanımların sunduğu hız ve erişim kolaylığı yadsınamaz bir gerçekliktir. Ancak bu ivme, beraberinde ciddi bir fıtratla alakalı ve psikolojik aşınmayı da getirmektedir. Gün içinde ortalama 90’dan fazla kez telefon ekranını kontrol eden, bileğindeki en ufak bir titreşimle içinde bulunduğu anı ve iletişimi koparan modern insan, sayısal verilerle çevrili bir simülasyonun içinde yaşamaktadır. Bedenimize yerleştirilen sensörler; kaç adım attığımızı, nabız aralığımızı, uyku evrelerimizi veya yaktığımız kaloriyi milimetrik grafiklerle sunmaktadır. Buna karşın, nicelik olarak verilerin bu derece tahakküm kurduğu bir vasatta, insan ruhunun ve zihninin ölçülemez olan nitelik olarak ihtiyaçları göz ardı edilmektedir.
Bu durum, Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerinde vurguladığı “mana-yı........
