menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hep bir arayıştır hayat...

9 0
sunday

Günün sonuna gelindiğinde bir gündem yığınıyla karşılaşır insan. Ve sonra kapatır sayfayı ve çeker kendini günün sahnesinden. Tabiî bunu ne kadar yapabilirse... O yoğunluğun içinde bazı gündemler vardır ki, gel de unut unutabilirsen. Sil kayıtlardan silebilirsen. Gerçi bazen silinmemesi de hayır oluyor. Onu sil, bunu sil, o zaman hayat denen şey hangi silinmeyenlerden oluşacak? Silemezsin bazı maddeleri, onlar kaderi olur insanın. Yaşayacak onları. Ve duracaklar hep orada. Var onlar ve olacaklar. Bu illa ki olumsuz anlamda değildir. Gerçeklik anlamındadır. “Ben buradayım, senin gerçeğinim” diyen ne çok şey vardır hayatımızda? İşte onlarla yaşanır hayat ve en gösterişli rengidir “benim hayatım” denen yaşanmışlıkların.

İnsan doğru okursa, başına gelen ne varsa güzeldir gerçekte. İnsan, aradığıdır. Ve bir gün peşinde olduğuna kavuşacaktır. Kavuşacaktır da, o kavuşma sahnesinin nasıllığı olacak hayat kalitesi. “Seviyorum” dediği şeyler insanın bir gerçeğidir. “Nefret ediyorum” dediği şeyler de öyle. Bir hayat boyu peşinde koştukları da gerçeğidir insanın. Bir o kadar da peşini bıraktığı, varsın gitsinler dediği şeyler de öyle. Ulaştıkları olur, ulaşamadıkları da. Bu değil mi zaten hayat. Her peşinde olunana ulaşılsaydı, her hedefe konana kavuşulsaydı adı fânî, zail olmazdı dünyanın. Burasının gerçeği bazı şeylere ulaşamamaktır. Burası her şeye kavuşulan bir yer değil. Burasının gerçeği bu değil. Bunu bilerek yaşamalı dünyada. Bediüzzaman dünyayı, bu özelliği ile olsa gerek, ‘bir misafirhane-i askerî’ olarak ele alır.

Günün sonuna gelindiğinde, daha önce hiç anlatılmamış hikâyesiyle ömrün bir zaman diliminin........

© Yeni Asya