menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gülistan Anneden bir diriliş hikâyesi

11 0
16.04.2026

Kışın sessizliği ve ölüm gibi görünen donukluğu, baharla birlikte yerini bir diriliş mu’cizesine bırakır. Bu dönüşüm, insanın kalbine ve aklına hitap eden derin bir tefekkür kapısı açar.

Toprak, kış boyunca bir kabir gibi görünürken, baharla birlikte birden bire sayısız çiçekler, ağaçlar ve bitkilerle dolup taşar. Her bir çiçek, sanki ayrı bir sanat eseri gibi nakşedilmiş, ince bir hikmetle yaratılmıştır. Bediüzzaman bu manzarayı “yüz binler kitap hükmünde” olarak ifade eder. Her bir çiçek, üzerinde yazılı manalarla adeta birer ilahî mektuptur. Gül ise bu gülistanın en latif, en nazik ve en manidar temsilcilerindendir.

Gül, Peygamber Efendimiz’e (asm) olan sevginin de bir sembolü olarak, Risale-i Nur’da hem zahirî güzelliği hem de manevî işaretleriyle dikkat çeker. Onun kokusu, rengi ve zarafeti, rahmetin, şefkatin ve İlâhî cemalin bir yansımasıdır. Bir güle bakmak, yalnızca estetik bir haz değil; aynı zamanda sanatkârını tanımaya açılan bir penceredir.

Baharın gelişiyle birlikte açan gülistanlar, kâinat kitabının en parlak sayfalarından biri olur. Çiçeklerin birlikte açması, düzenli bir ordu gibi hareket etmesi, tesadüfle açıklanamayacak bir intizamı gösterir. Bediüzzaman bu noktada, baharı “küçük bir kıyamet ve haşir numunesi” olarak değerlendirir. Çünkü milyonlarca tür, aynı anda, karışmadan ve şaşırmadan yeniden hayat bulur.

İşte bu gülistanın en manidar bir tecellisi de, ismiyle müsemma olan Gülistan annemdir… Yüz yıla yaklaşan ömrüyle o, adeta asırlık bir çınar gibi kök salmış, aynı zamanda bir gülistan gibi etrafına maneviyat saçmıştır. Her gün........

© Yeni Asya