menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Acz ve fakr” yolu

14 0
10.03.2026

Oysa uzun yaşamak insanın iradesi dışında olup ölümü engelleyemez. Kaderini tayin edemez, hatta hastalığı bile kendi kontrolü altına alamaz. Küllî kudret Allah’a aittir. İnsan ancak cüz’î bir kudrete sahip olabilir. 

Said Nursî Hazretleri, “insanın bir cihetle bir kıl kadar bir ihtiyarı, zerre kadar bir iktidarı, şua kadar bir hayatı, dakika kadar bir ömrü, cüz’î bir cüz kadar mevcudiyeti varsa da, diğer cihetle hadsiz bir acz ve fakrı da vardır. Kadir-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlakın tecelliyatına geniş bir ma’kes olur.”1 demiş.

İnsan aczini fark ederse onun için büyük bir kâr olur, Allah’a dua ile iltica eder, ubudiyet bilincine sahip olur. İnsanın fakir olma ciheti yemek ister, ilgi ister, sevgi ister, uzun yaşamak ister, mutluluk ister. İster, ister, ister... Fakat imkânı sınırlıdır, fakir yaratılmıştır. “İnsanın fakrı hadsiz, ihtiyacı nihayetsizdir.” 2, Meselâ: Acziyle Rezzak olan Allah’a muhtaç olduğunu anlar. Nimetin gerçek sahibini tanır. Fakirliği ona “rububiyetin (İlâhî terbiye ve nimet verme) aynasıdır” der.

Demek ki “insanın en mühim istinat noktası acz, en mühim istimdat noktası fakrıdır.” İnsan aciz olduğu için Allah’a dayanır. Fakir olduğu cihetle de Allah’tan ister. Risale-i Nur’da insanı Allah’a ulaştıran dört esastan ikisi “acz ve  fakr”dır. İnsanın değeri aczini bilmesinden ve fakrını itiraf etmesinden gelir. “Acz ve fakr” insanı tevazuya zorlar. Bu yüzden insan kullukla meleklerden üstün olabilir. İnsanın “eşref-i mahlûk” (yaratılmışların en şereflisi) kabul edilmesinin temel gerekçesi ise diğer varlıklardan farklı olarak düşünebilme, muhakeme etme ve sorumluluk alma yeteneğine sahip olmasıdır. Yeryüzünü imar etme, adalet........

© Yeni Asya