Risale-i Nur’u okumak, anlamak ve hayata taşımak
Nitekim Bediüzzaman Said Nursî’nin eser- lerini okuyup ondan istifade edenler de kendisinden “Üstad” diye söz etmektedirler. Peki, “Üstad” demekle görevimizi yerine getirmiş olur muyuz? Bu hitapla sorumluluğumuz sona erer mi? Yoksa bunun ötesinde yapmamız gerekenler ve dikkat etmemiz gereken hususlar var mıdır?
Risale-i Nur’u tanıyanların vazife ve mesuliyetleri elbette ki daha ağır, daha büyüktür. Çünkü hakikati tanımak, beraberinde o hakikate sahip çıkma sorumluluğunu da getirir. Üstad Hazret- lerinin Re’fet Bey’e hitaben yazdığı mektupta; “Talebeliğin hassası şudur ki: Yazılan Sözler’e kendi malı gibi sahip olmalıdır. Kendisi telif etmiş ve yazmış nazarıyla bakıp, neşrine ve ehil olanlara iblağına çalışmaktır.”1 ifadelerini dile getirmesi yalnızca bir tavsiye değil; Nur talebeleri için aynı zamanda bir vazife, bir mesuliyet ve âdeta bir emir mesabesindedir.
Yine Üstad şu hakikat şöyle dile getirmektedir: “Esasen Risale-i Nur ise, ona şakird olmak şartıyla herkesin kendi malı gibidir.”2 Demek ki Risale-i Nur’u gerçekten kendi malı gibi görebilmenin yolu, ona şakird, yani hakikî bir talebe olmaktan geçmektedir. Talebe olmak ise yalnızca okumakla değil; anlamakla, sahip çıkmakla, neşrine gayret etmekle ve o hakikatleri hayatında yaşatmakla mümkün olur.
Risale-i Nur Külliyatını okumak, onu derinlemesine anlamaya çalışmak ve hayatını külliyatta çizilen istikamet........
