ANAP’tan AKP’ye neoliberal politikalar- 2
Thatcher’ın Özal’ın reformlarını açıkça övmesi, Türkiye’nin küresel finans sistemine nasıl bir rolle entegre edildiğinin açık bir göstergesiydi. ANAP iktidarıyla birlikte yabancı sermaye ülkeye girmeye başladı, bankacılık sistemi ekonominin merkezine oturdu, toplumun belkemiği sayılan “orta direk” hızla eridi ve gelir dağılımı cumhuriyet tarihinin en derin bozulmalarından birini yaşadı.
ANAP döneminde temeli atılan piyasacı çizgi, 2001 krizi sonrası Kemal Derviş’in hazırladığı programla kurumsal bir yapıya kavuşturuldu. 2002 yılında iktidara gelen AKP ise bu programı aynen devralarak neoliberal politikaları cumhuriyet tarihinin en ileri noktasına taşıdı.
Siyasî vitrinde muhafazakâr söylemler öne çıkarılırken, arka planda uluslararası finans merkezleriyle tam bir uyum yakalandı. Kemal Derviş’e yapılan bakanlık teklifinin ardından, Londra merkezli küresel fon çevrelerinden gelen Mehmet Şimşek gibi isimlerin ekonominin en kritik makamlarına getirilmesi ve Abdullah Gül’ün uluslararası finans sistemiyle bütünleşmiş çizgisi bu tercihin tabii bir sonucuydu.
Cumhuriyet tarihi boyunca inşa edilen kamu varlıklarının yaklaşık �`ı AKP dönemde özelleştirildi; fabrikalar, limanlar, enerji santralleri ve madenler elden çıkarıldı. Ancak asıl büyük kırılma hane halkının borçlandırılmasında yaşandı. Daha önce borç temel olarak devletin iç ve dış borcuyken, bu dönemde bankacılık sistemi üzerinden doğrudan vatandaşın hanesine sokuldu. Tüketici kredileri ve kontrolsüzce dağıtılan çoklu kredi kartları vasıtasıyla geniş halk kitleleri, gelecekteki emeklerini bugünden ipotek altına alan bir faiz zincirine bağlandı. Dindar topluluğun faize dair hassasiyetleri, piyasa gerekleri kisvesi altında bizzat bu dönemde aşındırıldı.
Üstelik AKP’nin neoliberal politikalara sadakati yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmadı; bu dönüşüm toplumsal ve........
