menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Topuz ve nur metaforu: Çıkış nerede? - Eski Türkiye’den yeni Türkiye’ye-3

7 0
01.09.2026

Bediüzzaman Said Nursî’nin “Topuz bu zamanda kalpleri ıslah etmez. Elimizde topuz yok, Nur var. İki elimizle nura sarılmalıyız” ikazı tam da bu dönemin sosyolojik reçetesidir. Siyasî güç, idarî baskı ve devlet imkânları birer “topuz”dur; topuz ise zihinleri ikna etmez, kalpleri kazanmaz, aksine nefret ve direnç üretir. Kalpleri ıslah edecek olan şey baskı değil; samimiyet, adalet, hürriyet ve ihlâsı temsil eden “Nur”dur.

İhlâs, Samimiyet ve Mikro Halkaların Sessiz Direnişi

Cemaatlerin ve STK’ların var olan iktidar gücünün imkânlarından, gayrimenkul ve ikbal yüklerinden arınarak o saf ve ilk günkü hallerine dönmeleri, özgün sivil konumlarına kavuşmaları kuşkusuz hayati bir gerekliliktir. Ancak elde edilen mülkiyet ve iktidar konforunu tepe yönetimlerin gönüllü olarak terk etmesi oldukça zordur.

Bu noktada kitlesel ve radikal kopuşlardan ziyade, yapının kılcal damarlarında varlığını sürdüren mikro ölçekli bağımsız halkalar hayatî bir önem kazanmaktadır. Bu küçük gruplar, ana gövdenin resmî söylemine ve iktidar ilişkilerine mesafeli durarak kendi içlerinde hakikati, adaleti ve samimiyeti yaşatırlar.

Bu yapaylaşma ve güç sarhoşluğu çağında savrulmadan var olabilmenin ilk şartı ihlâs ve samimiyettir, ardından ise fikrî derinlik gelir. Çıkar hesabı olmayan, ikbal peşinde koşmayan, gösterişten uzak bu mikro tefekkür adacıkları; bürokratikleşmiş devasa kurumların kaybettiği o ahlâkî temsili sessizce muhafaza ederler. Geleceğin toplumsal ve manevî ihyasını hazırlayacak, dinden ve kurumlardan soğuyan gençliğe birer sığınak olacak yegâne güç de bu........

© Yeni Asya