“Fesad-ı ümmet” zamanı (2)
Bir önceki yazıda da belirttiğimiz gibi, ne yazık ki bizler öyle tâlihsiz bir zamanda yaşıyoruz. Bununla bağlantılı olarak, fesadın çeşitleri ve boyutlarına dair maddeleri sıralamaya devam ediyoruz.
Bundaki asıl gayemiz, kendimizi ve din kardeşlerimizi bu zamanın her türlü fitne-fesadından muhafaza etmeye çalışmak ve bunun için de Sünnet-i Seniyeye sarılmaya bütün kuvvetimizle gayret göstermektir.
İşte evvelki asırlarda pek rastlanılmayan ve ümmet-i Muhammedî fesada zorlayan diğer bazı gelişmeler.
BEŞ: Ümmet, son zamanlarda zalimlerin saldırısına uğrayan Filistin, Lübnan ve İran’a destek noktasında maalesef birlik hâlinde olamıyor. Öyle ki, elli küsûr İslâm ülkesinin idarecileri İspanya gibi eskiden “istilâcı Haçlılar” denilen ülkelerin bile gerisine düşüyor. Ekseriyeti, lâf salatasının ötesine geçemiyor. Devletler-hükûmetlerin bir kısmı “dilsiz şeytan”a dönerken, tabandaki ümmetin birliği de tam manasıyla sağlanabilmiş değil. Yer yer çatlak sesler gayet yüksek bir volümle çıkıyor. Bu da, haliyle ümmetin vahdet ve ittihadına zarar vermiş oluyor. Oysa ki, “haricî düşmanın hücûmunda” dahilî münakaşayı kesmek ve birlik halinde saldırganlara karşı durmak, ehl-i iman aşiretinin bir şiârıdır. Ki, çoğu kez birbiriyle kanlı-bıçaklı olan ilkel kavimler dahi bunu böyle yapıyor.
Bir iktibas (22. Mektuptan):
“Medar-ı ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sıpkân veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adaveti unutup omuz omuza verip o haricî aşireti def' edinceye kadar dahilî........
