menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Timur Gailesi İstanbul'un fethini geri bıraktırdı

10 0
19.04.2026

Dizi: Bursa’nın Fethinin 700. yılı - 5 İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...

HAYRAN BIRAKAN 6666 MÜSTAKİL PARÇALI MİNBER

İbadet mahallinin yapılışı sırasında kul hakkına gösterilen hassasiyete çok memnun olan ve mimarı mükâfatlandıran Yıldırım; sert ceviz ağacından, hiçbir çivi, yapıştırıcı gibi malzeme kullanılmadan, Kur’ân-ı Kerîm’in âyet sayısına tekabül eden 6666 müstakil parçanın yivli geçme usulü ile -ehil olmayan insanlar müdahale etmediği takdirde- kıyamete kadar kalacak sağlamlıkta yapılan minbere hayran kalmıştı.

Caminin taç kapısının da sert ceviz ağacından kündekâri tarzında yapıldığını gören Yıldırım Han, sanatkârı ve mahir ustalarını memnun etmenin yollarını ararken sanatkâr; minberin mihraba bakan yüzündeki kabartmalı, oymalı işlemelerin güneş sistemini temsil ettiğini, dokuz gezegeni gösteren küçüklü büyüklü kabartmaların, güneşi temsil eden merkezdeki büyük kabartmaya uzaklıklarının, güneş sistemine neredeyse tıpatıp uyduğunu, oyma kanalların da takip ettikleri yörüngeler olduğunu anlatmıştı. 

Abdulaziz oğlu Mehmed’in yaptıklarından ve anlattıklarından, minberin diğer yüzüne de benzer tezyinatın yapılmış olabileceğini anlayan Yıldırım Han, orada da kehkeşanların, galaksilerin hakkedildiğini, minberin âdetâ kâinatı tersim ettiğini, sanatkârın sanattaki maharetinin yanı sıra kozmoğrafya ilmine de vakıf olduğunu görmüş ve sanatla ilmin imtizacını, çeşitli ihsan-ı şahanelerle mükâfatlandırmıştı.  

Mihrabın da sanat ve tezyinatta minberden pek geri kalmadığını, o sahada sanatın şaheseri olduğunu müşahede eden Yıldırım Han, camiinin diğer aksamında yirmi bir hattatın hattettiği kırk beş Esma-i Hüsna hattını, Peygamber-i Zîşanı, halifelerinin, torunlarının ve bazı sahabelerinin isimlerini ihtiva eden hat levhasını, onlar kadar sanatlı ve mana dolu seksen yedi duvar yazısını, desen, tezhip, çini, vitray, mahfel, kürsü gibi aksamın da hârikulâde olduğunu anlamış ve halkı ile iftihar etmişti.

Osmanlı’nın ilk şehrinin, Yıldırım Bayezid’in yaptırdığı ve  Ulu Cami namını vererek milletine mâl ettiği bu ilk ve en büyük mabedinde o gün Yıldırım, Han Emir Sultan, Molla Fenari ile birlikte ilk cemaati teşkil etmiş, Üfdate Hazretlerinin müezzinliği eşliğinde ve Somuncu Baba’nın imametinde ilk namazı eda etmiş, mevlidhan Süleyman Çelebi’yi ilk iman tayin etmişti.    

Etrafında böyle imanlı, mahir, ihlâslı insanlardan müteşekkil bir millet olduğu müddetçe Konstantiniye’yi fethedebileceği inancıyla Edirne’ye geçen Yıldırım Han, zaman kaybetmeden şehri karadan ve denizden kuşatmış saldırılara başlamıştı. Dışarıdan yardım da gelmediği için Bizanslıların mukavemeti kırılmış ve kral ve çevresinde şehri teslim etme fikri konuşulmaya başlanmıştı. 

YILDIRIM BAYEZİD ESİR DÜŞÜYOR

O hengâme içinde kalabalık ordusu ile Anadolu’ya giren Timur, Osmanlı mülkü olan Erzincan’ı, Sivas’ı kuşatmış, emirler direnmeden teslim oldukları halde onları öldürtmüş, askerlerinin şehirlerde katliam ve yağma yapmalarına izin vermişti. Bunu haber alan Yıldırım Han kuşatmayı kaldırmış ve destek kuvvetler toplayarak Timur’un üzerine yürümüştü.

1402 yılında Temmuz ayının sonlarına doğru iki ordu Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası’nda karşılaşmıştı. Savaşın ilk hamlesini Yıldırım Han yapmış ve başarılı olmuştu. Timur dağılmak üzere olan ordusunu fillerle takviye edince, öyle bir saldırı beklemeyen Osmanlı Ordusu dağılmış, Yıldırım Bayezid de esir düşmüştü. 

Timur’un emri ile yedi ay kadar Anadolu’nun değişik şehirlerinde demir kafes içinde dolaştırılan Yıldırım Bayezid Han 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir’de hayata veda etmişti. Nâşı oğulları tarafından Hüdavendigâr’a getirilerek kendisinin yaptırdığı külliyesine defnedilmiş ve hazin haller içinde yeni bir sıfatla gitmişti berzah âlemine:

1402 yılında Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’in yenilmesi neticesinde Osmanlı Devleti’ne musallat olan Timur taununun........

© Yeni Asya