Hatırlayan hatırlanır - Abdullah Eraçıkbaş 40 gün değil 40 yıl geçse de hatırlanacak
Merhum Abdullah Eraçıkbaş’ın en bariz vasıflarından biriydi bu. Hatırlamayı hayatî bir vazife addederdi. Güçlü hafızasını ekseriyetle bu fiilleri yerine getirmek için kullanırdı. Bunları rastgele yapmaz, hatırlayacağı hususlarda itina ile hareket ederdi. Geçmişini, ecdadını her zaman hatırladığı, hayırla yâd edip rahmetle andığı muhakkaktı.
HATIRŞİNAS BİR GÖNÜL ADAMI
O hatırşinas bir insandı. Maneviyat büyüklerinin, tarihî şahsiyetlerin ve nesebî ecdadının yanı sıra hayatında yer alan, iz bırakan tatlı hatıraları, güzel işleri, örnek insanları, dostlarını, arkadaşlarını da her vesile ile hatırlar, yaşadıkları hadiselerden ders almaya gayret eder, hasletlerini hayatına aksettirmeye çalışırdı.
Hatırlamak kadar, hatırlatmak da âdetâ ona has bir haslet gibiydi. Bu hasleti; Bediüzzaman Said Nursî’yi tanıdıktan, Risale-i Nurları okuyarak Nur Hareketine dahil olduktan ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirip Yeni Asya kadrosunda fiilen yer aldıktan sonra daha çok temayüz etmişti.
EDEBİ SOHBETLERİN ARANAN İSMİYDİ
Kendisi de mahir, edepli bir edip olan edebî, fikrî, tefekkürî yazılar yazan, başarılı röportajlar yapan Abdullah Bey; Yeni Asya mensubu yazarların, şairlerin, fikir, sanat edebiyat sahalarında eser veren isimlerin teşekkül ettirdiği ve ‘İrfan Cemiyeti’ diye adlandırılan edebî sohbet grubunun aktif elemanlarından biri idi.
Sanatın, edebiyatın, yazarlığın, şairliğin, hatipliğin, gazeteciliğin, muhabirliğin yanı sıra cemaatle, cemiyetle, hizmetle ilgili hemen her meselenin görüşülüp konuşulduğu, sonunda ikram safhasının ve sazlı sözlü musıki fasıllarının yaşandığı edebî sohbetler, biraz da onun gayretleri sayesinde her hafta muntazaman yapılarak yıllarca devam etmişti.
GÖNÜLLER ARASINDA KÖPRÜ KURARDI
Abdullah Eraçıkbaş, müsbet çalışmaları ve faydalı eserleri ile cemiyette temayüz etmiş fikir, sanat, edebiyat, maharet erbabı kişilerle ve hâli, tavrı, giyimi, kuşamı, konuşması, sohbeti, gezmesi ve sair hususiyetleriyle dikkat çeken ‘İstanbul efendisi’ sıfatını haiz mümtaz insanlarla da münasebetler kurardı. Onları Nur cemaatinin ‘ağabey’ sıfatlı kişileri ile tanıştırır ve cemaatle cemiyetin birbirini tanımasına, görüşüp konuşarak kaynaşmasına vesile olur, o camiaların önde gelen isimlerinin de çeşitli vesilelerle hatırlanmasını, anılmalarını sağlardı.
BİYOGRAFİ SERİSİNİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLADI
Çocuklar için çıkarılan Can Kardeş dergisinde vazife alınca mezkûr hasletini kullanabileceği mümbit bir zemin bulmuş; Mimar Sinan’dan Piri Reis’e, Mehmed Akif’ten Yahya Kemal’e kadar tarihimize, edebiyatımıza mâl olan büyük insanların ve Bedir Harbi’nden Kudüs’ün Fethine, Çanakkale Zaferi’nden İstanbul’un Fethine kadar tarihe geçen mühim hadiselerin listesini çıkarmıştı.
İlme irfana köprü serlevhası ile neşredilen ve bir nevi yazar, şair, gazeteci fidanlığı sayılan Köprü mecmuasının kadrosuna da katılmıştı. Orada mezkûr hasletini biraz daha geliştirmişti. Bediüzzaman Hazretlerinin ‘fena ve fânî bir adamın güzel ve bâkî bir sözü’ atfını nazara vererek tanıtılmasında, hatırlatılmasında, anılmasında fayda mülahaza ettiği insanları, eserlerini konu alan yazılar yazmış ve Biyografi serisinin gelişmesine vesile olmuştu.
“Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyûlâyı da er geç silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecek.”
İrfan Cemiyeti sohbetlerinden birinde Mehmed Akif’in bu serzeniş dolu mısralarını okuyarak vefatının sene-i devriyesinde ve İstiklâl Marşı’nın kabul günlerinde “Akif’i Anma” toplantıları tertip etmeyi teklif etmişti. Teklifi kabul görmüş ve yıllarca büyük salonlarda binlerce insanın iştiraki ile Akif’in yanı sıra Yunus Emre, Mevlâna, Mimar Sinan gibi isimleri anma; Çanakkale Zaferi, İstanbul’un Fethi ve benzeri tarihî hadiseleri kutlama toplantıları yapılmıştı.
Mezkûr isimler birer vesile idi aslında. Asıl maksat merhum Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini anmak, Risale-i Nur Külliyatını nazara........
