menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ene ve Esma-i İlahiye

6 0
23.05.2026

“Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi’ bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır.”¹

Bu fihristliğin hasiyeti, mahiyete tevdi edilen “emanet” ile alâkadardır. Bu emanetin en mühim ve en müşkil ciheti ise “ene”dir. Zâhirde enaniyet ve gurur menşei telakki edilen ene, hakikatte esma-i İlâhiyeyi fehmetmede bir anahtar, bir vâhid-i kıyasîdir. Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Cenab-ı Hak, emanet cihetiyle insana ‘ene’ namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar. Ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki, Hâlık-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder.”²

Gayr-ı mütenahî olan Allah’ın sıfât ve şuunatını mahdut akıl doğrudan doğruya ihata edemez. Bu noktada “ene”, vahid-i kıyasî olarak devreye girer. İnsan, kendisine verilmiş cüz’î ilim, irade ve kudretle hayalî bir hat çizer; “Buraya kadar benim, sonrası O’nundur” diyerek kendi ölçücükleriyle Allah’ın küllî sıfatlarını kıyas yoluyla anlamaya başlar.

Ene, Sâni-i Zülcelal’i gösteren bir ayna olarak kullanılırsa esma-i İlâhiyeye mir’at olur ve kâinatın tılsımı çözülür. Yoksa kendi namıyla hareket ederse hakikati gösteren bir âyine olmaktan çıkar ve kalın bir perdeye dönüşür. Bu durumda insan hem kendini hem de kâinatı yanlış okur.

Hayat-ı içtimaiyede cereyan eden hâdiseler dahi bu hakikatin birer tezahürüdür. Zâhirde esbaba bağlı görünen pek çok hadise, hakikatte insanın Hâlık’ıyla olan münasebetinin bir aks-i in’ikâsı olarak görünür. Bir mecliste nazar-ı itibardan düşmek veya yakınlarından hürmet görmemek gibi hâller, yalnız........

© Yeni Asya