menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fon krizinden güven krizine kaybedilen sadece para mı?

7 0
01.10.2026

Türkiye günlerdir fon soruşturmasını konuşuyor. SPK, 17 Eylül 2026 tarihli kararlarla yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildiğini; bu fonlarda Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarına göre 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğunu açıkladı. 

Soruşturmalar devam ediyor. Dolayısıyla isnat ile mahkûmiyeti birbirinden ayırmak gerekir. Kimin hangi fiilden sorumlu olduğu, somut delil ve adil yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır.

Ancak mesele artık yalnız “kim ne kadar para kaybetti?” meselesi değildir. Karşımızda devletin denetim kapasitesinden liyakate, hukuk güvenliğinden siyasetin kurumlarla ilişkisine, dindarlığın temsilinden cemaat–siyaset mesafesine ve gençlerin bütün bunlardan nasıl etkilendiğine kadar uzanan daha geniş bir güven problemi bulunmaktadır.

Denetim neden yeterli olmadı?

SPK’nın açıkladığı kronoloji dikkat çekicidir. Kurul, 2025’in son çeyreğinde bazı fonlarda ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerinin gözlemlendiğini; konunun 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesinde ele alındığını ve sonrasında çeşitli düzenleyici tedbirler alındığını belirtiyor. Buna rağmen 17 Eylül 2026’da 131 fonun tasfiyesine kadar varan bir tablo ortaya çıktı.

Dolayısıyla doğru soru “hiçbir tedbir alınmadı mı?” değildir, “alınan tedbirler neden yeterli olmadı?” sorusudur.

Denetimin görevi yalnız kriz çıktıktan sonra müdahale etmek değildir. Kamu kurumlarının sorumluluğu, risk büyümeden önce gerekli tedbirleri almaktır. Ceza sorumluluğu ile idarî ve siyasî sorumluluk da birbirinden ayrılmalıdır. Savcılık “suçu kim işledi?” sorusuna cevap ararken; kamuoyu ve Meclis “sistem neden işlemedi?” sorusunu sormalıdır.

Bu noktada Devlet Denetleme Kurulunun konumu da önemlidir. Anayasanın 108. maddesine göre DDK Cumhurbaşkanlığına bağlıdır ve başkan ile üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Borsa İstanbul’un resmî bilgilerine göre DDK Başkanı Salih Tanrıkulu aynı zamanda Borsa İstanbul’da Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Vekiliydi. 

Bu durum bile tek başına dikkat çekilmesi gereken önemli bir husustur. Böylesine önemli bir finansal krizde “denetleyen kurumun başkanının denetimin konusu olabilecek yapının yönetiminde de görev yapması” kurumsal bağımsızlık ve çıkar çatışması algısı bakımından izaha muhtaçtır.

Aynı şekilde mesele yalnız yürütmenin ve idarî kurumların konusu değildir. Devlet erkinin temel unsurlarından biri olan yasamanın, yani TBMM’nin araştırma, denetleme ve hesap sorma kapasitesinin etkin biçimde kullanılması gerekir. Devlet yönetiminin giderek merkezileştiği eleştirilerinin yapıldığı bir sistemde Meclis, bağımsız kurumlar, uzman bürokrasi ve şeffaf denetim daha da önemli hale gelmektedir.

Rakamların ötesindeki mesele

Krizin büyüklüğü konusunda farklı rakamlar telaffuz ediliyor. SPK’nın kesin açıkladığı rakam 455 bin 758 yatırımcıdır. Ali Babacan ise kamuoyunda 15–25 milyar dolar arasında bir büyüklüğün konuşulduğunu ifade ediyor. 

Çok farklı rakamların dile getirildiği tasfiyeye konu varlığın, muhtemel zarar ve geri kazanılabilir değeri birbirinden farklıdır.

Fakat ölçek ne olursa olsun şu sorular cevaplandırılmalıdır: Kamu kurumları ne zaman haberdar oldu? Hangi raporlar hazırlandı? Kim hangi tedbiri aldı? İhmal veya gecikme oldu mu? Koruyan, kollayan veya denetimin işlemesini engelleyen ilişkiler bulunduğuna dair iddialar varsa bunların somut karşılığı nedir?

Hukuk küçük dosyalarda ne kadar hassas ve süratli işliyorsa, yüz binlerce insanı ilgilendiren büyük finansal dosyalarda da aynı kararlılığı göstermelidir.

Muhalefet belediyelerine yönelik soruşturmalarda sabah saatlerinde geniş kapsamlı operasyonlar, çok sayıda gözaltı ve tutuklama uygulaması görülürken, fon krizinde kamuoyunda 15–25 milyar dolara kadar çıkan bir ekonomik büyüklük tartışılıyor. Dosyaların hukukî nitelikleri elbette aynı değildir; ancak bu farklılık, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin siyasî kimlikten ve toplumsal konumdan bağımsız, aynı hukuk kriterleriyle uygulanması gerektiği gerçeğini değiştirmez. Hukukun güvenilirliği, kime uygulandığına göre değil, herkese aynı ölçüyü gösterebilmesiyle anlaşılır.

Dindarlığın para ve güçle imtihanı

Fon krizinin en hassas taraflarından biri, bazı şüphelilere atfedilen dinî aidiyetlerden hareketle “İslâmî finans”, “cemaatler” ve........

© Yeni Asya