menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üstad ile hayalî bir hasbihâl (2)

11 0
14.07.2026

Kendi içimizde yaşamadığımız hakikatler dışarıya da tesir edemiyor. Bu manada lisan-ı hâlin sözden çok daha önemli tespitiniz bugünde geçerliliğini koruyor. Anladığım kadarıyla mevzu o kadar derin ki bütün dünyanın İslâmla olan rabıtasına doğrudan tesir ediyor. Bu konuyu daha iyi anlamak için başka bir tespitinizi paylaşmanızı rica ediyoruz.

BSN: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehâlet edecekler.”1 

CÇ: Yani, şu an ki dünyanın mesuliyeti üzerimizde. Diğer kavimlerin İslâm'la tanışmamasının en önemli müsebbibi biziz. Müslümanlığımızda sıkıntı var.  Bize bakıldığında bu kişi Müslümandır dedirten bir hayat yaşamadığımız için İslâmiyet’e dahil olamıyorlar. Ne zaman ki oturmamız, konuşmamız, sözlerimiz, ahlâkımız şeriat-ı garrâya muvafık düşerse o zaman etrafımıza da nur saçmaya vesile olabiliriz. Daha net ifadeyle meselenin çözümü Müslüman olduğunu iddia eden bizlerin şeriatın emir ve yasaklarına dönmelerinde gizli gibi. Ciddî bir muhasebe yapmamız gerektiği aşikâr. Bu muhasebe mevzusunda yardımcı olabilir misiniz?

BSN: “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, ta zîhayat ve dünya dairesine kadar,........

© Yeni Asya