Sözlük gözlüktür (1)
“Diline biber sürerim; yalan söyleme!”
Annem böyle böyle savaş açtı yalana.
Yalan diyeceksen; dolaşma buralarda!
İhtiyaç listesinin başına “yalansızlık” yazacaksın. Yalan ve insan yan yana gezmez; değil mi! Üzülme; hakikat ne söner ne siner; onun bir dirhemi bir nice yalanı yener. Gerçeklerin yalana yenildiğini kim görmüş kim duymuş! Yalanın şarlatanlığına bakma; zaman alevinin yanında saman alevinin hükmü mü okunur.
Sonsuz hakikat varken; olmayan bir şeyi getirme buralara!
Siyaset; siyasetçi ile halk arasındadır. Yoksa araya memurlar girdiğinde oradan demokrasi gider. Hesaplaşma sandıkta olur. Zorlama ve horlamalar adı devlet olan yerde oluyorsa orda dur! Dün yasakları niye kaldırdık; darbeciler gitsin; asker/sivil dayatmalar bitsin diye. Eğitim, adalet, iktisadî durum niye bu kadar gerilerde; hürriyet ve şeffaflık nerde?!
Ne oldu? Bu tıp çaresiz kaldı mı; kaldı. Kanser milyonlarca insanı götürürken bu tıp nerde? Hastalar Risalesi’ndeki her devaya tezler niye hazırlatılmaz?! Reçeteye o iksir niye yazılmaz? (Bu son iki sitem de doktor arkadaş, kardeş ve ağabeylerime olsun.)
Dünyada, kim ne der, diye sağına soluna bakınmadan hakikatin konuşulduğu yerler var mıdır acep?
Ve şaşkın dünya... Açlık ve cehalet ve kavga... Kıravatlı adamların sofralarında kan... Ve savaşlar... Birinci, İkinci Cihan... Elde var gözyaşı, feryad u figan... Ve suskun dünya... Acılara ve ölümlere aldırmayan... Zıtlıklardaki hikmeti bilseydik, âcizliğimizi görseydik kavga eder miydik?!
Biz neleri tartışıyoruz? Deli saçması zamanlara mı düştük? Öğretmen aynı şiiri her sınıfta ayrı okur, anlatır. Hayata uyar yani. Hutbede hocaların........
