Dumanlı bir yazı
Şu adam arabasından yanan sigarayı attı.
Yasaklı havaları sevmediğimi bilen bilir. Oradan netice çıkmaz zira.
Üstelik -yasak ters tepti- hanımefendiler gizli saklı içerlerken iş şimdi aleniyete bindi. Açığı kapalısı havayı bulutluyorlar.
Bir de bizim o misillü tütünümüz varken paramız niye o yabancı paketlere gidiyor; bilen eden var mı?! Bu da kör karanlık, kurşunî bir soru olsun.
Ben baktım ki ortalığı dumanlıyorum; üfürdüğüm gibi sigarayı... O dumanlı havalar bitti.
Bekâr evinde üç kişiydik. Ben, Merhum Mustafa Polat, Cemil Ertonga. Cemil çok rahatsız olurdu dumandan, kokudan, ama arkadaşlık hatırı diye bir şey var. Üçümüz de gariban… Kırk metre kare bir ev… Ama Kumkapı sahilini görüyor. Arada fânîlik hüznü öyle bir çöküyor ki…
[Ve Mustafa bir Haziran gecesi Ramazanda ve yirmi beşinde elveda dünya diyor. Ölüm ille de vaktinde geliyor. Şiirinde dediği gibi ölüyor Mustafa. Bir Haziranda, Eyüp sırtlarında olmak diyor; öyle de oluyor. O yarım kalan şiirini de Mevlüt Amca (babası) itmam eyliyor. Aile kelimeli, kültürlü olunca çocuklara yansıyor demek.]
Yıllar, yıllar geçmiş. Sen de bırakabilirsin; bunda bir keramet yok.
Haydi bu fakir şiir yazıyorum havalarına tüttürüyordu da senin derdin ne?!
Yasağı ko kenara da sen kendin bırak bu işi.........
