Vazife: İ’caz-ı Kur’ân rumuzat ile beyan (2)
Birinci Dünya Şavaşı’nın başlamasına yakın zamanda kendisinin Ağrı dağı altında, merhume validesiyle birlikte olduğu rüyasında, Ağrı Dağının müthiş infilâk ettiğini, dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttığını ve validesinin endişelendiğini ve onu sakinleştirdiğini anlatır. Rüya halinin devamında, birden, mühim bir zatın kendisine amirâne: “İ’caz-ı Kur’ân’ı beyan et!” dediğini işitir. Ve uyandığında gördüğü bu sadık rüyayı Kur’ân’ın mu’cize olduğunu beyan etmekle vazifelendirildiğini anladığını söyler ve şöyle yorumlar:
“Uyandım, anladım ki bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâbdan sonra, Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’ân’a hücum edilecek; i’cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nev’ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.”1
Rüya sonrası yaptığı yoruma tasdik manasında Birinci Dünya Savaşı çıkıyor, Osmanlı bu savaşta mağlup sayılıyor ve Anadolu yabancı devletler tarafından işgal ediliyor, daha sonraları Kur’ân’ın surlarından sayılabileceklerden hilafet kaldırılıyor, Kur’ân alfabesi yasaklanıyor, medreseler ve Kur’ân kursları kapatılıyor ve ezan türkçeye çevriliyor vs gibi 300 senede yapılamayacak inkılap ve tahribatlar maalesef çok kısa zamanda icra ediliyor.
Üstadın ahirzamanın bir faslındayız dediği bu dehşetli dönemde, doğrudan “Kur’ân’a hücum ediliyor” ve bir nevi savunmasız kalan Kur’ân'ın koruyucu zırhı da yine........
